Öne Çıkan Yayın

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

1 Haziran 2017 Perşembe

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

Vivian Maier, ellilerden doksanlara kadar pek çok farklı ailenin yanında dadılık yaparak geçimini sağlamış bir kadın fotoğrafçıdır. Fotoğraf çekerken ünlü olmak gibi bir kaygısı olmayan, fotoğraflarını hiçkimseye göstermeyen ve hatta çoğunun banyosunu bile yapmayan Maier, 2009 yılında öldükten sonra, eşyalarını sakladığı depo, borçları nedeniyle açık artırmaya çıkarılır. Emlakçılık yapan ve yazmakta olduğu kitap için Chicago’nun eski fotoğraflarını arayan John Maloof, açık artırmada Maier’in negatif dolu kolilerinden birini satın alır.

Maloof daha sonra karşılaştığı fotoğrafların 50’li 60’lı yıllara ışık tutan başyapıt kalitesinde fotoğraflar olduğunu görür ve diğer kolilerin de peşine düşerek sanatçının hayatını araştırmaya başlar. Bu uzun uğraşı Finding Vivian Maier adlı belgeselde izlenebilir.




Hem bu belgesel hem de açılan sergiler ve basılan Vivian Maier: Sokak Fotoğrafçısı kitabı ile ölümünden sonra fenomen olan Maier’in ilginç bir yönü de arkasında pek çok oto-portre bırakması.

Maier’in üzerindeki gizem beni oto-portrelerini incelemeye iten en büyük etken oldu. Ne ailesi ne de kendisi hakkında pek fazla bilgi bulunmayan Maier’in deliliğin sınırlarında gezen ilginç kişiliğini, değişen ruh hallerini oto-portrelerinde görmek mümkün. Zaman zaman oldukça eğlenceli fotoğraflara kendini koyan Maier zaman zaman da sadece bir gölge, karanlık bir figür olarak oto portrelerinde yer alıyor.

Aslında bir istifçi olan Maier neredeyse tüm hayatını gittiği evlere taşımış. Maier, bütün kıyafetlerini, ayakkabılarını, notlarını, ses kayıtlarını, okuduğu gazetesine kadar her şeyini saklamayı seçmiş. Belki de bu tutkusu sayesinde öldükten sonra fotoğraf dünyası onu tanıma şansı yakalamıştır.

Hiç eğitim görmemiş ham fotoğraf yeteneğine rağmen Maier, hayatının son dönemini borç içinde, çöpten beslenip, bir bankta oturup uzaklara bakarak geçirdi. Hayatı boyunca özelini koruyabildi ise de sistem onun daha fazla karanlıkta kalmasına izin vermedi ve bütün işleri bir anda ortaya döküldü. Muhtemelen karakteri böyle bir bilinirlilik istemez ve fotoğraflarının ortaya çıkmasına izin vermezdi.

Arkasında yüz bin negatif, yıkanmamış 700 roll siyah beyaz, 200 roll de renkli film bırakan Maier elliler sonrası Amerikan kültürüne ayna tutan sokak fotoğrafları ile öne çıkıyor. Sanatçının fotoğrafın banyo, baskı, sunum gibi sonrasını değil, çekim anındaki heyecanını sevdiğini düşünüyorum.

Dadılık gibi bir meslek ile hayatını sürdürürken, dışarı çıktığı her an Rolleflex marka makinesini yanına alıp fotoğrafı gündelik hayatından uzaklaşmasını sağlayan bir hobi olarak gördüğü söylenebilir.

OTOPORTRE



Maier’ın özellikle bu oto-portresini seçmemdeki ana neden ruhundaki iki yönü de gösteren bir fotoğraf olması. Yüzünün bir bölümünü karanlıkta bir bölümünü aydınlıkta tutan sanatçı donuk bir ifade ile sokakta bulduğu bir ayna ya da yansıtıcı bir cam önünde kendi fotoğrafını çekmiş.

Aydınlık taraf çocuklar ile iyi anlaşan, ailelerin yardımcısı dadı imajını, karanlık taraf ise zaman zaman çocuklara şiddet uygulayan, kendi odasına, özeline kimseyi sokmayan, soğuk, erkekleri sürekli suç işlemeye meyilli düşman yaratıklar olarak gören, gizemli Avrupalı kadın imajını resmediyor.

Yüzündeki ifade belki de tüm hayatını özetliyor. Ne kadar donuk dursa da aydınlıktaki tek gözden hayata karşı olan sert tutumu görmek mümkün. Sırf bu fotoğraftan bile Maier’ın çağının ötesinde çok orijinal bir karakter olduğu söylenebilir.

Maier dış dünyadan kaçmaya çalışsa da 1.90 civarı boyu ve iri bedeni ile sokakta hep dikkatleri üzerine çeken bir kadın olmuştur. Hayat sanki ona saklanmaması için bir şaka yapmış ve böyle bir bedene hapsetmiş. Yüz hatları ile aslında oldukça güzel bir kadın olan Maier, vücudunu saklamak için her zaman uzun, kalın montlar giyerek hatlarını gizlemiş.

Seçtiğim bu oto portre sıcak bir günde çekildiği için Maier’ı daha ince bir ceket ile görüyoruz. Özellikle silüette bel figürünün ortaya çıkması diğer oto-portrelerine göre fotoğrafa daha kadınsı bir hava katıyor. Her zaman gururla taşıdığı üstten bakaçlı kamerası ile hem kendini hem de şehri kadraja alan fotoğrafçı adeta yaşadığı dönemi dışarıdan bakan bir gözle fotoğrafa yansıtıyor.

Fotoğrafın bir diğer önemi ise Maier’ın sokakta nasıl fotoğraf çektiğini gösterir nitelikte olması. Pek çok fotoğrafında gördüğümüz şaşkınlıkla yukarı doğru bakan alttan çekilmiş, böylece olduğundan daha cüsseli görünen portreleri nasıl çektiğini bu fotoğraf ile anlayabiliriz.



Rolleflex gibi Twin-reflex denilen çift objektifli, üstten bakaçlı makinelerin özelliği olan belden çekim Maier’in dikkat çekmemeye çalışan kişiliğine uyan bir tarz sunuyor. Böylece Maier, çekmek istediği kişiye yaklaşsa da fark edilmeden o kişinin fotoğrafını çekebiliyor.

Ben de sokak fotoğrafı çeken bir fotoğrafçı olarak insanlarla fazla diyaloğa girmeden fotoğraflarını çekip ortamdan ayrılmak isteyen bir yapıya sahibim. Bunun için de Maier gibi fazla kendimi belli etmemeye özen gösteririm. Bazıları için etik bulunmasa da her çektiğimiz fotoğrafta izin alıp, kişi ile konuşmaya başlamak hem fotoğrafçı için büyük bir zaman kaybı, hem de sokak fotoğrafı gibi sürekli değişen bir ortamda başka fotoğrafları kaçırmamıza neden olan bir durum. Bu yüzden özellikle bir kişiyi çalışmıyorsam ve sokakta genel halleri çekiyorsam kendimi Maier gibi saklamayı tercih ederim.

Maier hikayesi ve işleri ile fotoğrafa yeni bir soluk getirdi ve sosyal medya ile sürekli üretip paylaşmak zorunda hisseden bizim neslimize çok farklı bir pencere açıp aslında önemli olanın çekmekten zevk almak olduğunu gösterdi.

Sanat çevreleri pek çok bahane ile kendisini dışlamak istese de Vivian Maier’ın çağının en önemli kadın fotoğrafçılarından biri olduğu gerçeğini kimse yadsıyamaz.

Maier''in otoportrelerine buradan ulaşabilirsiniz.