Öne Çıkan Yayın

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

27 Şubat 2017 Pazartesi

Sadece bir fotoğrafçı değil bir ikon; David Bailey

1938 doğumlu İngiliz fotoğrafçı David Bailey, moda, ünlü portreleri ve reklam fotoğrafları ile bilinir. 1960’larda daha 21 yaşında iken Vogue için çalışmaya başlayan Bailey, sert arka planları ve dramatik aydınlatma yöntemleri ile moda ve stüdyo fotoğrafçılığında yeni bir çağ başlatır.

Fotoğrafları dönemin değişen İngiliz Kültüründen izler taşır. Özellikle Punk kültürünü fotoğraflarında görmek mümkündür.
David Bailey, Fotoğrafçı: Ben Hassett, 2014

Leytonstone’da 1938 yılında doğan Bailey, East Ham’de büyümüştür. Ailesi işçi sınıfından gelen fotoğrafçının okul hayatı pek parlak geçmeyince okuldan ayrılır ve ayakkabı, halı satıcılığı, borçlulardan para toplama gibi sayısız işe girer ve çıkar.

Londra’nın East End bölgesinde sürekli tehlikenin içinde, çete savaşlarının arasında yaşayan Bailey kurtuluşu fotoğrafta bulacaktır. Okulda öğrendiği tek şey olan film yıkama ile annesinin dükkanında fotoğraflarını banyo yapmaya başlayan Bailey böylece fotoğrafçılığa ilk adımını atar.

O günlerle ilgili “17 yaşımda iken Henri Cartier-Bresson’un bir fotoğrafını gördüm, dört kadın Kaşmir Dağına bakıyorlardı. Kadınların kendileri de sıradağ gibiydi. O zamana kadar gerçeküstücülüğün ne olduğunu bilmezdim. Ancak ortada gerçeküstü bir fotoğraf vardı. O an fotoğrafın sadece mekanik bir sistem olmadığını anladım.” diyor sanatçı.

                                     Mick Jagger


Bu dönemde John French (1906-1966)’in asistanı olarak daha profesyonel bir şekilde çalışmaya başlar ve kısa dönemde Vogue’ya geçer. Vogue’daki çalışmalarını da kapsayan Box of pin-ups (1965) ve Goodbye Baby and Amen (1969) adlı iki önemli portre fotoğraflarından oluşan portfolyo kitabı çıkarır.

Kendi de altmışlar İngiliz kültür hareketinin önemli bir parçası olan Bailey, fotoğraflarında toplumsal değişime odaklanır.  Karakteri o kadar ünlenir ki Antonioni'’nin küllt filmi Blow Up (1966)’da David Hemmings tarafından canlandırılan Thomas karakterine ilham kaynağı olur. Jean Shrimpton ile yaşadığı ilişki de “We'll Take Manhattan” adlı televizyon filmine konu olur.  Aneurin Barnard’ın Bailey’i oynadığı filmde Karen Gillan ise büyük aşkı Shrimpton rolündedir.

Jack Nicholson
Grace Coddington anılarında Bailey’den “Çok zayıf ve inanılmaz derecede çekiciydi. O zamanın Beatles’ından bile daha iyi görünüyordu.” diye bahseder. “Swinging Sixties” denilen dönemin, yani altmışlar Londrasının pop ikonu olmayı başaran tek fotoğrafçısıdır Bailey.

Çalışmaktan en çok keyif aldığı iki model olarak Kate Moss ve Shrimpton’ı gösteren Bailey “Onlardaki büyüyü başka kimsede göremedim. Çok daha güzel kadınlarla çalıştıysam da bu ikisi kadar fotojenik model tanımadım. Işık ya da teknikle ilgisi yok, kendilerine has bir büyüleri var.” diyor. Yaklaşık otuz yıldır moda çekimi yapmamasını ise “Bir yerden sonra tekrara giriyor. Başka bir güzel kadın çekeyim gibi bir döngüye giriyorsun ve yaptığın şey sıkıcı ve sıradan oluyor.” diye açıklıyor.

Dört kez evlenen Bailey, özel yaşamı ile de çok konuşulan bir figür olmuştur. 22 yaşında iken ilk eşi Rosemary Bramble’ı model sevgilisi Jean Shrimpton için bırakır. 1965’de Playboy için çıplak çekimlerini yaptığı ünlü Fransız aktrist Catherine Deneuve ile ikinci evliliğini yapar. 1975’de Marie Helvin ile evlenir ve bu evlilik 1982’e kadar sürer. dört yıl sonra ise yine bir model olan Catherine Dyer ile evlenir. Kadın 25, Bailey ise 48 yaşındadır. Özel hayatı ile ilgili yaşamı boyunca çok sıkıştırılan Bailey “Catherine yaşamımı değiştirdi, yani şu anki Catherine önceki değil” diyor.     

Fotoğraf ve görsel sanatlara yapıtları ile katkı sunan Bailey, yarım asırlık fotoğraf geçmişinde sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, yönetmenler, oyuncular ve modeller gibi ünlü kişiliklerin dışında hem Londra’nın arka mahallelerinden, hem de Afrika, Yeni Gine, Avustralya, Delhi gibi bölgelerde çektiği portrelerle de bilinir.  

                                 Kate Moss

“Ben kadınları çekmeyi seviyorum kıyafetleri değil” diyen Bailey, portreleri hakkında şöyle diyor “Beraber yarattık. Bir portreyi tek başınıza yapamazsınız, her zaman modellerime fotoğrafçının ben değil onlar olduğunu söylerim. Benim için önemli olan insandır. Hiç bir zaman ağaçlar ya da dağlarla ilgilenmedim. Ansel Adams’ın büyük bir hayranıyım ama işleri beni cezbetmiyor. Bakınca insan başka bir ağaç işte diyor sadece.”  

Sanatın okullarda öğretilemeyeceğini ve insanın içinde olan bir yetenek olduğunu savunan sanatçı portre çekerken kendisini bir fahişeye benzetiyor. “Modelim kadın ya da erkek olsun fark etmez. Onunla geçirdiğimiz iki, üç saat boyunca o hayatımın merkezinde olur ve birbirimize aşık oluruz. Tabii ki seks yaratıcılığımı arttırıyor.” der.   

Bailey’in portre tutkusu son olarak şimdiye kadar açtığı en büyük sergi olan, 2014 yılında açılan National Portrait Gallery’deki “Bailey’s Stardust” oldu. 250’yi aşkın dev boyutlardaki portreler ile yakın geçmiş insanına ayna tutan Bailey, Shrimpton, Jagger, Lennon & McCartney gibi kült isimlerle yaptığı çalışmalar ile adeta geçmişin DNA’sını gözler önüne serdi.

Bailey, sadece bir fotoğrafçı olarak değil idolü Picasso gibi yaratıcı bir sanatçı olarak anılmak istiyor. “Fotoğraf benim için hiç bir zaman önemli olmadı, önemli olan onunla neler yapabildiğimdi” diyor. Bu yüzden çeşitli filmler çeken ve resimleriyle sergiler açan Bailey bu alanlarda fotoğraftaki kadar ses getirmeyi başaran işler üretememiştir.

Pop kültürünü şekillendiren isimlerden biri olan Bailey bir fotoğrafçının ötesinde bir kültür ikonu olarak yaşamaya ve üretmeye devam ediyor.

Fotoğraflar:
http://www.davidbaileyphotography.com/
http://www.npg.org.uk/collections/search/person/mp05044/david-bailey

9 Şubat 2017 Perşembe

Canon EOS M5 İnceleme Videosu

Daha önce incelemesini şurada yaptığım Canon EOS M5'in video incelemesini de hazırladım. Videonun sonunda Kapadokya'da çektiğim örnek fotoğrafları da görebilirsiniz.