Öne Çıkan Yayın

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

20 Ekim 2015 Salı

Humans Of New York Projesinden Çıkarılabilecek Dersler



Özellikle sosyal medya ile içli dışlı, benim de içinde bulunduğum jenerasyonun yakından tanıdığı bir isim Brandon Stanton. 2010 yılında New Yorkluların portrelerini çekmek için çıktığı yolculukta belki de hiç hayal etmediği bir noktaya geldi. Modelleri ile yaşadığı samimi sohbetleri fotoğraflarına katarak büyük bir beğeni kazandı. Çıkardığı kitapları bestseller listelerinin müdavimi oldu.

Hayallerinin peşinden koşan bir kişilik olan Stanton, büyük bir firmada çalışıp ortalama bir yaşam sürerken işler kötüye gitmeye başlıyor. O da ben fotoğrafçı olmak istiyorum diyor ve her şeyini geride bırakıp New York’ta bir ufak dairede yeni aldığı fotoğraf makinesinden başka bir şeyi olmadan yaşamaya başlıyor. Aklındaki proje ilginç, New Yorkluları çekerek bir seri yapmak. Başlarda hem maddi olarak hem de bir fotoğrafçı olarak zorlansa da kısa zamanda açtığı blog hit patlaması yapıyor. Stanton’un samimi sorularına modellerinin verdiği ilginç cevaplar ilgiyi her daim üstünde tutuyor.

Fotoğraflarının gücü o kadar artıyor ki, her ele aldığı konu bir anda sosyal medyada önemli bir farkındalık yaratıyor. Bunu gören kuruluşların da desteği ile Brandon Stanton İran, Suriye, Irak gibi büyük sosyal problemleri olan ülkelerden hikayeler anlatmaya başlıyor.

Gelinen noktada 15 milyonu aşkın Facebook, 4 milyona yakın Instagram takipçisi ile Stanton müthiş bir güç olmuş durumda.


Pek çok usta fotoğrafçının kitaplarından çok satan ve de daha çok takipçisi olan Stanton’un ardındaki sır ne?

Öncelikle fotoğrafları “candid” dediğimiz yani modelin farkında olmadan çekildiği sokak fotoğrafı tarzında değil. Bir çok sokak fotoğrafçısının aksine Stanton çekmek istediği kişi ile müthiş bir bağ kurduktan sonra fotoğrafını çekiyor. “En mutlu anın nedir?” “En acı anını anlatır mısın?” “Nelerden korkarsın?” gibi sorular ile onlardan aldığı cevapları da fotoğraflarına ekleyerek seyirciye bir hikaye sunuyor.

Sokakta insanların fotoğraflarını çekmek belki çok orijinal bir fikir değil, ancak Stanton’ın sosyal becerileri buralara gelmesindeki en büyük neden. Demek istediğim asla Stanton’ın kötü bir fotoğrafçı olduğu değil, aksine portreleri çok sıcak ve içten, ama kurduğu hikayeler onları bambaşka yerlere taşıyor.

Son olarak Suriyeli mültecileri ele alan Stanton daha önce yapmadığı kadar çok hikayeyi fotoğrafın üstüne koymaya başladı. Bu yeni tarzında artık bir foto muhabir olduğundan söz edebiliriz. Özellikle bu son çalışmasında bir kişinin üç ila dört arası fotoğrafını çekerek her postunda birini kullanıp, modelin bir paragraflık bir anısını yazıyor. Böylece izleyicileri de hikayenin nereye gideceğini merakla beklemeye başlıyor.

Gelinen noktada Stanton çok iyi bir gözlemci ve yazar olarak başarısına başarı katıyor, sosyal problemlere başarı ile değiniyor, ancak bir fotoğraf projesinin bu denli yazı ile boğulması fotoğraf için ne kadar doğru?
Fotoğrafın vurucu gücünün yazının altında ezildiğini kabul etmek gerek. Bu yüzden dengeyi iyi kurmak gerektiğini düşünüyorum. İlk dönemini ele alırsak Humans Of New York bu dengeyi kurmak konusunda çok başarılı bir projeydi. Ancak gelinen noktada artık okun çok uzaklara gittiğini görmek mümkün.

Biz fotoğrafçılara düşen Stanton’ın sihrinden dersler çıkarmak. İnsanlarla nasıl etkileşime geçileceği, basit bir projenin tüm dünyada tanınan bir marka haline nasıl getirilebileceği gibi  konularda Stanton’ın anlatacağı çok şey var. O yüzden takipte kalmaya devam edin.



Dipnot: Bu yazı ilk defa fotografhaberleri.net sitesinde yayınlanmıştır.