Öne Çıkan Yayın

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

20 Ağustos 2014 Çarşamba

ArToros 1.Uluslararası Alternatif Turizm Kültür-Sanat Çalıştayı ve Festivali

25 Ağustos – 1 Eylül 2014 tarihlerinde İBRADI /ANTALYA'da yapılacak olan ArToros Sanat Festivali'ne ben de fotoğrafçı olarak çağrıldım. İlk defa düzenlenecek olan ve Dünya çapında bir çok farklı disiplinden sanatçıyı bir araya getiren festivale benim de katılımcı olarak değer görülmem gerçekten büyük mutluluk. Gerçekleşmesini sağlayan tüm ArToros ekibine özellikle de Sn. Neslihan Yazıcılar'a teşekkürlerimi sunuyorum. 

28 Ağustos Perşembe günü Gölgeler ve Yansımalar adlı fotoğraf sunumum ile Festival'de yerimi alacağım. Aşağıda festivalin basın bültenini bulabilirsiniz. Eğer yolunuz o tarihlerde Antalya'ya düşüyorsa ArToros Festivali'ni kaçırmamanızı dilerim.


Aşağıda festivalin basın bültenini bulabilirsiniz. Eğer yolunuz o tarihlerde Antalya'ya düşüyorsa ArToros Festivali'ni kaçırmamanızı dilerim.

Festival'in Facebook sayfasından katılan sanatçılar ile ilgili ayrıntılı bilgiye ve festivalin programına ulaşabilirsiniz. 

BASIN BÜLTENİ

Kültürel ve Bölgesel Mirasları Sanatla Zirveye Taşıyorlar...

“ARTOROS”, Uluslararası Alternatif Turizm ve Sanatçı köyleri kültür ve sanat çalıştayı ile dünya sanatçıları buluşuyor..

Toros imgesinin yüce ve derin anlamına dünyanın dört bir yerinden gelen sanatçıları; sanatı ve turizmi yerleştiren Organizasyon komitesi başkanı Ressam Gülsen Cengiz Zengin; “Artoros” ile yerel-ulusal kültürel değerleri sanatla zirveye taşırken, "Yel vursun, erisin dağların karı" Karacaoğlan deyişiyle, Torosların rüzgarına, sevgiyi, kardeşliği ve barışın evrensel renklerini katacaklarını söyledi.

ART TOROS Uluslararası alternatif turizm kültür sanat çalıştay ve şenliklerini kapsayan FESTİVAL bünyesinde bulunan farklı dallarda üretim yapan, yirmi ülkenin katılımıyla 140 sanatçının yer aldığı festival, basının ve medyanın desteğiyle canlı yayın olarak da verilerek, sanat çalıştığı 25 Ağustos 2014 'te Toros'ların zirvesinde start alıyor.

Katılan ülkeler arasında yer alan, Amerika, Japonya, Almanya, İtalya, İngiltere, Azerbaycan, Gürcistan, Kosova, İran, Bulgaristan, Ürdün, Bangladeş, Bosna Hersek, Sırbistan, Arnavutluk, Hırvatistan, Slovenya, Karadağ'a Türkiye ev sahipliği yapıyor.


Sahip olduğumuz değerleri sanatçılar sanatlarıyla anlatacaklar, her şey üretmekle başlıyor ve sonunda sihre dönüşüyor diyen ORGANİZASYON’un genel koordinatörlüğünü üstlenen sanatçı Gülsen Cengiz ZENGİN ile birlikte komite de bulunan, Sanatçı Erol KINALI, Sanatçı Cenan UYANUSTA, Fotograf Sanatçısı, yazar Neslihan YAZICILAR, Ormana Active Tolga ÖZGÜVEN, Ürünlü Kültür Köyü Derneği'nden Şenol YAVUZ’un yer aldığı festival 25 Ağustos – 1 Eylül 2014 tarihlerinde gerçekleşecektir.

Bu festivalin gerçekleşmesinde aktif destek verenlere; T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI, Antalya Valiliği, İbradı Kaymakamlığı, Antalya Büyükşehir Belediyesi, İbradı Belediyesi, Expo 2016, Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği, Ormana Active, Ürünlü Kültür Köyü Derneği, Ahmet Muhtar Kızıltan Kültür Merkezi'ne, Yaşar Glas Art'a ve yine desteklerini esirgemeyen Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Antalya Ticaret Borsası, Çekül Vakfı, BAKA, Narissa Sanat Organizasyon’a sağladığı katkılardan dolayı teşekkür ederiz.

İbradı Kaymakamı Zerrin Çay Beşikçi, Ormana Köyü Aydın Özgüven, Ürünlü köyü Şenol Yavuz’un Sanatseverlere verdiği değer ve alternatif turizme gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkürü borç biliriz.



ARTOROS Kültür ve Sanat "yel vursun erisin dağların karı" (Karacaoğlan) teması ile;

• Resim, heykel, sıcak ve soğuk cam sanatı, mixed-media, fotoğraf, müzik, şiir –edebiyat, grafik, seramik, batik, keçe ve moda tasarım alanında yetkin sanatçılar yer alacaktır.

Sayın Tayfun Talipoğlu, doyumsuz şiirler ve şarkılarla yolların gezgini olarak bölgenin belgeselinde yer alacaktır. Karacaoğlan şiirlerine yer verilecektir.

*Belgesel video ve fotoğraf çekimleri ile kısa film, reklam tanıtım jenerikleri çekimlerinin yer alacağı sanat çalıştayı; sanatçıların sanatları kapsamında Türk ve dünya sanatçılarını birlikte üretmek amacında buluşturarak bölge ortamında, kültürel ve mitolojik değerleri önemseyerek bölgede sanat ve kültür turizminin gelişmesini sağlayacak adımlar projesidir.

*Sanatın barışa katkısını, çevre, doğa ve doğalın önemini vurgulamak, sanat gibi, ruhu geliştiren bir zenginliğin gelecek nesillere, turizmin yumuşak ve güneşle ısıtılmış eliyle aktarılmasını sağlamak projenin önemli bir ayrıcalığıdır.

Eynif ovasında yılkı vahşi atlar, İbradı tarihi evleri, Kargı hanı, Tolga hanı Ürünlü Köyü Altınbeşik Mağarası Milli Parkı ve Düğmeli evleri, Ormana Köyü Erymna Düğmeli evleri, yöre halkının hayatı, 2000 yıllık kestane ve sedir ağaçları, şakayık, kardelen ve nadide çiçekleri usta fotoğrafçılar tarafından fotoğraflandıktan sonra tüm diğer sanat dallarında üretimleriyle bir katalogda toplanıp sunulacaktır.

Sayın Ersin Alok hocamızın bu konuda ki birikimleri yadsınamaz, kendisiyle birlikte hem bölgenin coğrafik hem de tarihsel boyutunu fotoğraflarımıza bilinçli şekilde aktarırken Fotoğraf üzerine sohbet, eğitim içerikli çalışmalar ve slayt sunumu yapılacaktır.

Antalya'da yaşayan fotoğraf sanatçısı, Akın Acar Doğada Macro, Mehmet Aslan Güven, Erkan Kalenderli, Cengiz Karlıova, Akın Acar, Zehra Çöplü, İbrahim Göksungur, Masis Üşenmez, Sedat Antay ve Neslihan Yazıcılar fotoğraf sunumlarıyla yer alacaktır.

Yücel Dönmez'in Amerika'da ödül alan ve dünyanın birçok yerinde etkinliklerde yer alan work shop çalışmaları çocuklarla çağdaş sanat çalışması olarak festivalde yer alacaktır.

Azerbaycanda bulunan “Dünya Minyatür Kitaplar Müzesine kabul edilen, şair-yazar Ümit Yaşar Işıkhan’ın “Okunabilir dünyanın en küçük kitabı” izleyicilerle buluşturulacak ve katılımcı kuruluşlara simgesel olarak armağan edilecektir.

Ahmet Taşhomcu dünyanın birçok yerinde yaptığı torna seramik showlarıyla halkla buluşacaktır.

Enver Aysever, Cumhuriyet Gazetesinden Şebnem Eremsoy festival konuklarıdır.

A.B.D.den sıcak ve soğuk cam sanatçısı Therman Statom festival boyunca renklerin dansını sunacak. Balkanlar’dan gelen sanatçılarımızla birlikte ve BAY dergisinde festivalimize yer verilecektir.

Ve Floransa’dan bir sanat köyünden kardeş köy olma teklifinin sevinciyle Toroslara savrulmaya az kaldı.

Sanatçılar yöresel kıyafetler eşliğinde, bölgeye ait türkülerle Kına gecesi mizansen olarak canlandırılarak, Altınbeşik Gelini özel gelinlik tasarımıyla stilist Moda tasarımcısı Öğrt. Görev. Nebahat Çağıl tarafından defile gösterisi yapılacaktır.

EXPO 2016 Antalya, ARTOROS Kültür Sanat Festivali bünyesinde, ''Çocuk Gözüyle'' temalı workhshop çalışmalarını ARTOROS sanatçılarının katılımıyla gerçekleştirilecektir.

Projenin önemli bir ayrıntısı da, üretilen eserlerin dünyanın çeşitli noktalarındaki Sergi, Fuar ve benzeri etkinliklere katılımını sağlamak amacını öncelikli gözeten, evrensel kültürü kucaklayacak yetkinlikte sanat köylerini hayata geçirecek dönüşümü yaratmak, çocuk ve gençlerin sanat bilincini geliştirmek ve dünya sanatçıları ile buluşturmak, anlamlı tanıtımlarla bölgeyi kültür turizmi ile tanıştırmak, canlandırmak ve dünyaya duyurmak, cazibe merkezi yapmaktır.

Amacımız ülkemiz turizmini; sanatla, kültürle, dostlukla kendi ülkemizin yararına kullanmak için bir araya gelebilmektir.


14 Ağustos 2014 Perşembe

Chios Sakız Adası

Hazır Çeşme taraflarına gitmişken vizemiz de var madem Chios'u da görelim dedik. İlk işimiz Erturk'den bilet almak oldu. Ayrıca kızın vize süresi de yetmediği için ona da 2 günlük vize çıkarıldı. Neyse ki çocuklardan sadece işlem ücreti olan 20 €'u alıyorlar. Eğer yetişkinseniz kapıdan ayrıca 35€ ödeniyor vize için.



Hızlı feribot ile Çeşme-Sakız arası 15 dk. Yani Kadıköy-Bakırköy Deniz Otobüsünden daha hızlı bir şekilde ülke değiştiriyorsunuz. Ayrıca arabalı vapur da var. Biz orada araba kiralamayı tercih ettik. Her üç dükkandan ikisi araç kiralıyor zaten. Ben günlük 50€'a Hyundai Getz buldum. Üç kişilik bir aile olduğumuz için motosiklet tercih etmedik. Ancak iyi ki de araba almışız çünkü sürekli dönemeçli dağ yolları ile karşılaşıyorsunuz. Motosiklet ile hem yorucu hem de güçlü bir motor değilse eziyet olacaktır o yollar.

Sakız'a gelirken aklınızda olsun pasaportunuzda Kuzey Kıbrıs kaşesi olmaması gerekiyor(Tüm Yunanistan için geçerli aslında). Yani "Bir T.C. vatandaşı niye pasaport ile Kıbrıs'a girer ki?" diyebilirsiniz ama pasaport kontrolünde, tam önümüzde bu yüzden geriye gönderilen oldu. Aman dikkat.




Sakız'ın merkezi İzmir Kordon gibi biraz. Ancak yapılar çok eski ve uzun süredir tadilat görmemiş. Yol boyunca restoran, bar, cafeler var. Biz sahile bakan bir pansiyon tuttuk merkezde. Ancak gece hayatı baya uzun sürüyormuş gürültüden baya uykusuz kaldım diyebilirim.

Merkezi hiç öyle Yunan adası tadı vermiyor. Mykanos, Santorini olmadığı gibi Alaçatı, Bozcaada da değil. Bakım görmemiş bir sayfiye yeri gibi daha çok. Asıl olay plajlar tabii. Adanın etrafında irili ufaklı pek çok plaj var. Güneyine indikçe yol üstünde sizi karşılayacak plajlardan özellikle ikisini çok beğendik. Bunlar Komi ve Mavra Volia plajları.

Komi kumsal,  sizi cafelerin bedava olan şezlongları ve şemsiyeleri karşılıyor. Tabii arada bir şey içer misiniz diye soruyorlar ama kesinlikle bizim buradaki gibi bir zorlama söz konusu değil. Ayrıca bedava Wi-Fi de olduğunu belirteyim. İçmek isterseniz de bira 3-5€ arası ve ne isterseniz yanında bir büyük de buzlu su geliyor.

Mavra Volia'da ise tesis yok ancak doğal güzelliği ile büyüleyici bir koy. Deniz oldukça temiz ve sahil siyah volkanik taşlardan oluşuyor. Burada iki ayrı koy var gelişi biraz uzun sürdüğü için çok kalabalık da değil.


Gulp?
Bunlar dışında da pek çok plaj var. Özellikle en çok bilinenler Karfas ve Agıa fotia, ancak şehre yakın oldukları için tercih edildiklerinden çok kalabalık ve su da bu yüzden biraz daha bulanık.

Sakız adasının asıl güzelliği ise köyleri. Sırf köylerini gezmek için ayrıca baharda gitmek lazım. Biz ancak 2-3 köyü gezdik. Daha fırsat bulamadığımız pek çok köyü ancak önünden geçerken görebildik. Köylerin çoğu ortaçağdaki mimarisini korumayı başarmış. 

Bu köylerden en ilginçlerinden biri Pirgi. Sgraffito denilen bir teknik ile köy evlerinin dışı beyaz üzeri çeşitli şekillerde boyanmış. Kendine özgü ve benzersiz bir mimari sunuyor. 



Bizim asıl beğendiğimiz köy ise Mesta. Dışarıdan bakınca çok anlamıyorsunuz ancak içine girince kendinizi ortaçağda bir şovalye ya da prenses(ortaçağda normal insan yaşamaz çünkü)  gibi hissedeceksiniz. Mesta'nın daracık sokakları, birbirine köprülerle bağlı taş evleri, labirentimsi yapısı ile tatilimizin en sürpriz gezisini yaptık.



Ada'da daha bir çok tarihi kalıntı ve yerleşim bulmak mümkün. Ancak zamanımız o kadar olmadığından gezebildiğimiz kadar size anlatmaya çalıştım. Bir daha gidersek Anavatos'u es geçmeyeceğim. Terk edilmiş bu köy Osmanlı donanmasından kurtulmak için dağın tepesine kurulmuş. Özellikle fotoğrafçılar için cennet olduğu söyleniyor. 

Ada'nın en önemli ürünü sakız. Özellikle her restoranda size ikram edilen sakız likörü müthiş tatlı bir içecek. Ayrıca yolunuzun üstünde bir başka köy olan Armolia'dan seramik ürünler alabilirsiniz. Genelde satıcılar çat pat Türkçe biliyor. İngilizce de oldukça geçerli bir dil o yüzden fazla zorlanacağınızı zannetmiyorum. 

Mavi kapı gördük mü dayanamayız

Sakız gezisinden fotoğraflarıma Facebook ve google+ üzerinden ulaşabilirsiniz. 

12 Ağustos 2014 Salı

Alaçatı

Son yıllarda pek popüler olan tatil beldelerimizden Alaçatı'ya  ailecek bir uğrayalım dedik. Kısa bir süre kaldığımız Alaçatı kalabalığı dışında oldukça hoş bir yer. Renkli Rum evleri, geleneksel lezzetler, sörf ve sahilden hoşlanıyorsanız mutlaka görmelisiniz.

Lialusin sahilde
Dört yaşında kızımızla beraber gittiğimiz bölgede su daha sakin ve plaj kumsal olduğundan biz sahil olarak Ilıca-Çeşme taraflarını tercih ettik.

Gitmeden Booking.com'dan Pervin Hanim Konağı'nda rezervasyon yapmıştım. Yeri oldukça güzel, merkezin sadece 2-3 sokak dışında. Akşam da sessiz sakin bir sokak. Üst kattaki odalardaki balkondan yeşillikler içinde bir manzara sizi karşılıyor. Bembeyaz döşeli, konforlu odaları var. Kahvaltı da çok iyi idi. Konağın yeni sahibesi de çok ilgili bir Hanım. Bize gidilecek yerleri, çocuğun eğlenebileceği bölgeleri bir bir anlattı. İyi bir seçim yapmışız, sonuçta tavsiye ederim. Ancak unutmayın ki Alaçatı bölgesi pahalı. Çeşme'de daha uygun oteller bulabilirsiniz. Araba ile 10 dakikada Alaçatı'ya gelip gezersiniz gün içinde.




Alaçatı tam bir yeme, içme merkezi. Merkez tamamen restoran, bar ve cafelerle dolu. Ayrıca bilindik yerler de bir kaç gün öncesinden rezervasyonla ancak yer bulunabiliyor. Asma Yaprağı, Dutlu Kahve gibi yerlerde yiyecekseniz buna dikkat edin. Yemek için benim tavsiyem daha az bilinen ve bizim otele de çok yakın olan kabak çiçeği olacak. İki kişilik bir aile işletiyor ve günlük menüler yapıyorlar. Ufak tatlı bir mekan. Fiyatları da Alaçatı'ya göre uygun.

Tatlı olarak ise İmren'i tek geçerim. Sakızlı muhallebi ve lorlu kurabiye yemeden dönmeyin. Bölgede sakızlı ne bulursanız alın zaten.

Alaçatı'nın ilginç bir yanı da eskicileri. Ben bu kadar eskiciyi Moda'da bile görmedim. Bir de buradaki eskiciler bildiğimiz eskiciler gibi de değil, sanki yetmişler Amerika'sından bölgeye ışınlanmışlar. Türkiye'de görmeyi düşünmediğim pek çok obje ile karşılaştım.



En sevmediğim şey ise gece hayatı oldu. Hayatımda bu kadar kalabalığı hiç bir yerde görmedim. 22:00'den sonra daracık sokaklar tıklım tıklım doluyor. Her yerde ses kirliliği. Adım atacak yer yok. Her köşe başında bir ünsüz ünlü ile karşılaşmak mümkün.

Genel olarak Alaçatı'yı sevdik ancak bizim için bir Bozcaada değil. İzmir taraflarına geçtiğinizde yolunuz mutlaka bu kendi küçük ünü büyük kasabacıktan geçsin. Biz öyle yaptık. Alaçatı'dan ayrılıp Çeşme'den kalkacak vapurumuz ile Sakız Adası(Chios)'na doğru yola çıktık. Tabi o başka bir yazının konusu.



Gezide çok fazla dolaştığımızdan yanıma sadece Fuji x100s'i aldım. Sayfadaki tüm fotoğraflar 35mm objektifli bu aynasız ile çekilmiştir. Ayrıca bir de Go Pro Hero 2 vardı. Kızımın ilk yüzme denemelerini kayıt altına almak için de onu kullandım.

Daha fazla fotoğrafa şuradan ulaşabilirsiniz.

7 Ağustos 2014 Perşembe

Rock Off 2014

HIM
Bugün size bir ergenin hayallerinden bahsederek başlayacağım yazıma. Bu hikayedeki ergen ben oluyorum. Efendim ben daha 15-16 yaşlarımda iken Metallica dinleyen sivilceli bir çocuktum. Bizim zamanımızda sevdiğimiz grupların haberlerine çok rahat ulaşamazdık. İnternet yok, okuyabileceğimiz bir kaynak yok.

Biliyordum ki bu gruptan biri trafik kazasında vefat etmiş(Cliff Burton) biri de gruptaki elemanlar tarafından liderlik problemleri yüzünden atılmış. Bu eleman Metallica gibi bir grubu kurduktan sonra atılınca doğal olarak büyük bir düşüş yaşamış. Sonra kendine Megadeth adında bir grup kurmuş. O Megadeth’i kurduğunda bile kendi besteleri hala Metallica’nın yeni albümlerinde kullanılıyormuş.

Stratovarius
İşte bu kişinin adı Dave Mustaine. Her düşüşünde tekrar ayağa kalkmayı bilen bir kızıl kendisi. Bana da saçma ergenlik bunalımları yaşarken yol gösterdi hayatı ile. Müzik, hayatımda her zaman önemli olmuştur ancak Dave’in sözleri ve yaşadığı travmalar sonrası geriye dönüş gücü benim için Megadeth’i bambaşka bir yere koydu. Yıllar önce ekşi’de Dave için şöyle yazmışım;

“herkes için o mükemmelliyetçi, götü kalkık, megaloman bir insandır. kimseyi siklemez, kendi işini en iyi yapmaya çalışır. tek bir albüm kapağıyla kitleleri deli eder, davalar açılır olay olur. bir tınıyla insanları ağlatmayı da bilir, sinirlendirmeyi de. daha yakından tanıyanlar için dave mustaine başka bir şeydir. bir rock star deyip kenara itilmemelidir. kurt cobain'in yaptığı gibi uzun zaman önce intihar etmiş olsa belki şu an daha popüler bir yerdeydi. insanlar bu tür duruşlara saygı göstermez, hayatla mücadele etmek, pes etmemek en çok dave'e yakışır ama bu onu götü kalkık gösterir. evet mükemmeliyetçidir, yanında işini iyi yapmayan biri varsa fişini çeker. bu isterse dünyanın en önemli virtüözlerinden marty friedman olsun fark etmez. müziğiyle biraz içli dışlı olanlar derdini anlar olmayanlar da her yerde marty rules diye afiş açıp adamı deli eder. oysa ki o sadece en yakın arkadaşları tarafından terk edilmiş bir ruhtur. daha çocuk denebilecek yaşlarda metallica'daki duruşundan dolayı kıçına tekmeyi yemiştir. halen metallica'nın bir parçasıdır ama onları uzaktan seyretmek dışında elinden bir şey gelmez. müziği her anlamda onların üstünde olsa da popülaritesi hiçbir zaman metallica'yı yakalayamaz. yine de yılmaz, eski dostları psikolojik destek aldıklarında karşılarına çıkar ve derdini anlatır, onları yalnız bırakmaz. lars'a onlarsız olmanın kendisini nasıl etkilediğini gösterir. oysa ki hangisi eroin bağımlılığından kurtulma çabası sarf ederken onunla olmuştur. insan bu eski dostların yıllar sonra buluşmalarını seyrederken göz yaşlarına boğulur. bütün hayatı boyunca ayakları yere basarak durmayı bilmiştir. doktoru artık gitar çalmasını yasaklamış olsa bile geri dönebilecek bir azme sahiptir. herzaman sisteme muhalif kalmış, duruşundan taviz vermemiştir. rock tarihindeki yeri her zaman ayrı olacaktır. sevenlerin ona tanrı demelerinin de sebebi budur.”

09.01.2006 10:53
Murat İlkan

Turisas
Bu kadar laf niye ettim? Biraz olsun bu adama karşı olan sempatimi anlayın diye. Neyse efendim doğru düzgün fotoğraf çekmeye başladığımdan beri bir hayalim de Dave Mustaine’i bir konserinde fotoğraflayabilmekti. Konser fotoğrafçılığı ile pek bir ilgim olmadığı için çok da gerçekleşebilecek gibi bir hayal değildi aslına bakarsanız. Ancak her şey öyle bir düzende gitti ki 4/08/2014 pazartesi akşamı kendimi Dave’in önünde fotoğraf çekerken buldum. Şimdi oraya gelmeden filmi biraz geri saralım.

Rock Off’u düzenleyen ekip Freebird Agency ile bir kontak kurduk önce. Zaten ortak arkadaşlarımız olduğu için kendilerini ikna etmek çok da uzun sürmedi. Burada özellikle teşekkür etmem gereken kişi sevgili baldızım Sibil Arsenyan:) Freebird’ün başındaki Onur Sabuncu ve eşi Gülçin Irmak Sabuncu da bana her konuda yardımcı oldular. Böylece konser maceram da başlamış oldu.

Amon Amarth

HIM Fanları

İlk gün, ilk heyecan başladık işe. Eski dostum Sevan Özbülbül, Fırat Kekevi ile zaten iki, üç yıldır bu işte çalışıyor. Konser çekiminin acemisi olan bana oldukça yardım ettiler. Stratovarius’a kadar her şey güzel gidiyordu ancak sonrasında bastıran sel bizi hazırlıksız yakaladı. HIM sahnesi gecikti, grup zar zor çıktı 4-5 şarkı sonra da güvenlik gerekçeleri ile sahneden ayrıldı. Bu arada yağmurdan benim can yoldaşım 5D Mark II de tekeri dönmez, ayarları yapılmaz oldu. HIM’de ne çektiğimi ben bile bilmiyordum o yüzden. Neyse ki önceden ortalama bir ISO/f/shutter ayarı yapmışım da kısmen de olsa yırttım.

İkinci gün bu sefer hazırlıklı olalım diye yağmurluk ve bot giyinince tabi ki sıcak bir hava bizi bekledi. Gecenin beklenen grubu Amon Amarth’dı ve Kuzey baltıkları Küçükçiftlik Park’a getirmeyi başardılar.

Chris Broderick - Megadeth
Üçüncü gün artık yorgunluk iyice kendini gösterdi. Bir de Pazartesi iş günü olduğu için hiç dinlenme fırsatı da vermedi bize. Mekana 19:00’a doğru ancak gidebildim. Geldiğimde Mekanik sahneden inmekte idi, sonrasında Murder King bol Gezi ve Soma göndermeli performansı ile coşturdu, Fransız’dan metalci olmaz deyimini yerlere seren Gojira sahne aldı ve beklenen an, asıl amacım olan Megadeth için geri sayım başladı!!

Gojira’dan sonra ben arkada arkadaşları ararken meğerse Megadeth fotoğrafçılara bir problem çıkarmış ve sayıyı kısıtlamış. Ben kısa bir süre için çöktüm haberi alınca ve sahne önünden çekemeyeceğimi düşündüm, ancak Gülçin’in telefonu ile yeniden hayat buldum ve girişim kesinleşti.

Dave Mustaine - Megadeth
Böylece Dave ve arkadaşları çıkarken tam önlerinde bu unutulmaz ana şahitlik yapma fırsatı buldum. Eşim ve kardeşi de seyirciler arasından bu anı yaşamama tanıklık ettiler. Zaten beni konser alanında gören her arkadaş benden daha heyecanlı idi, sanırım ben gerçek olamayacağını düşündüğümden artık olayı akışına bırakmıştım.

Megadeth bana göre Türkiye’deki konserleri arasında en iyi setlist ve performans ile geceyi sonlandırdı. Sonrasında da Hard Rock Cafe’de akustik bir performans vermiş, ama onu görmek kısmet olmadı.



Şimdi biraz da konser fotoğrafçılığı tekniğine gireyim. Tüm fotoğrafları 5D Mark II ve Canon L 70-200 f2.8 ile çektim. Lensini bana verdiği için Uğur Tufan Emeksiz’e ayrıca teşekkürler. Eğer tele bir objektif yanımda olmasaydı elimdeki 24-70 ile oldukça zorlanacaktım. Yani diyeceğim odur ki stat konseri çekecekseniz bir tele lens mutlaka bulundurun. Geniş açı lenslerle de önden ilginç kareler yakalanabilir ancak portre almanız gerekeceğinden ana lens tele olmak zorunda.

David Ellefson - Megadeth
Sabahları AV modunda f2.8-4 arası çekim yaptım ancak gece performanslarında ışığın sürekli değişmesinden dolayı otomatik modlarda çok zor çekiliyor. Önce nokta değerlendirmeli ölçümle denedim biraz idare etti, ancak baktım olmuyor manuel’e aldım. f 2.8 ISO 2500’de shutterı ışık patlamalarında hızlı karanlık anlarda yavaş yapıp 1/100-1/400 arası kullandım. 3 günde de bu ayarlar aşağı yukarı işe yaradı diyebilirim.

Fotoğrafları Facebook’a attıktan sonra Türk ve yabancı gruplardan da güzel geri dönüşler oldu. Bir daha bu işi yapar mıyım bilmiyorum ama sanırım ucundan da olsa becerdim. Bakalım bir başka hedefim olan Iron Maiden konserinde fotoğrafçı olma düşümü ilerleyen yıllarda gerçekleştirebilecek miyim?

Fotoğrafları Facebook sayfamdan izleyebilirsiniz. Üç ayrı albüm yaptım;

Megadeth fotoğafları 


Seyirci fotoğafları


Buraya kadar sabredip okuyan herkese teşekkürler. Yeni bir yazıda görüşmek üzere.