Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Viyana ve Wels Gezimiz

Eşimin işi dolayısı ile Avusturya'ya beş günlük bir gezi gerçekleştirdik. bunun üç günü Viyana'da, iki günü ise Wels'de geçti.

Dönme dolaptan şehrin görüntüsü. Fuji X-T1'in miniature efektini kullandım.

St. Stephen's Cathedral'inin çan kulesinden şehrin görüntüsü

Gezimizden önce Fujifilm Türkiye ile kontak kurdum. Bana denemem için bir Fuji X-T1 ve 18-55mm lens verdiler. Onları ayrıca test yazısında ele alacağım. Ancak bütün fotoğrafları bu ikili ile çektiğimi belirteyim. Fuji Türkiye'ye ayrıca gösterdikleri ilgi nedeni ile teşekkürler.

Sanırım bu gezi sayesinde artık hangi ülke Avusturya hangisi Avusturalya karıştırmayacağım. Yalnız değilmişim ki bütün hediyelik eşyacılarda "Avusturya'da kanguru yoktur!" tişörtleri var. Ancak bu tam olarak doğru değil çünkü hayvanat bahçesinde iki adet gördük :)

Öncelikle Hava alanından inince bankomatlardan şehre bilet almanız gerekiyor. Aslında 48 saat 72 saat gibi biletler daha uyguna geliyor. Ayrıca Vienna Card alırsanız Müze indirimlerinden de yararlanıyorsunuz. Şunu da söylemeliyim ki toplu taşımada turnike falan yok. Efsaneye göre gelip biletinizi kontrol eden görevliler varmış, ancak son olarak ejderhalar yok olduktan bir süre sonra görülmüş olmalılar. Biz elli kere metroya bindik ama kimseyi görmedik açıkcası. Yine de efsane der ki seçilmiş kişi biletinizi kontrol ettiğinde eğer bilet yoksa çok büyük bir ceza kesiyormuş.

Biz öncelikle şehre bilet alıp oteli bulma derdine düştük ancak ilk şoku bankomatın İngilizce bölümünün welcome'dan ibaret olduğunu görünce yaşadık. Anlamadığımız Almanca kelimeler içinde bilet almaya debelenirken bir Türk arkadaş yardımcı oldu neyse ki. Avusturya'da kanguru yoksa bile bol bol memleketli var. Almanca'dan sonra en çok duyacağınız dil Türkçe olacaktır.

İlk kaldığımız otel Meinenger Downtown Franz idi. Booking.com'dan baktım fiyat/performans olarak uygun bir otel. Metro ile şehire bir aktarma yaparak ulaşılıyor(total 10 dk sürmüyor yolculuk). Ancak etrafta pek bir şey yok. Donaukanal'ın yakınında olması güzel. Ufak yürüyüşlerden hoşlanıyorsanız kanal ve grafittileri iyi gelecektir. Ayrıca kanal çevresinde cafeler, restoranlar ve boylu boyunca uzanabileceğiniz şezlonglar mevcut. 17 km'lik bir kanal olan Donaukanal'ın en azından ufak bir kısmını yürümeden dönmeyin.




Şehrin kalbinin attığı yer ise Stephansplatz. Metro'da bu durakta inerseniz direkt olarak St. Stephen's Cathedral (Stephansdom)'in karşısına çıkıyorsunuz. Gotik yapılar içinde en beğendiklerimden biri olan bu kilise özellikle tavandaki taş işçiliği ile dikkat çekiyor. II. Dünya Savaşı'nda çatı tamamen çökünce 1950'de Viyanalıların yardımları ile seramikler alınıp tavan düzeltilmiş. 5 €'a çan kulesine çıkabiliyorsunuz. Ancak normalde merdivenle çıkılan bu kulelere burada bir asansörle çıkılıyor. Ne kadar işinizi kolaylaştırsa da bu durumu fazla turistik buldum.

Gotik mimari rulez!



Viyana'da bir kış ve bir yaz sarayı var. Kış Sarayı'na Stephansplatz'dan ulaşmak mümkün, ama isterseniz bir (düzeltme 2 olacak:)) durak sonra inerek de varabilirsiniz(Volkstheater). Burası oldukça büyük bir bölge en az bir gününüzü harcayabilirsiniz. Ancak dışını gezip bahçelerinde uzanmak da yeterli.



Biz çocuklu aile olarak müzelere zaman bulamadık açıkcası. İlk gün kendimizi yaz sarayı Schönbrunn Palace'ın bahçesinde bulunan hayvanat bahçesine attık. Bizim Darıca'yı düşününce burası 5 yıldızlı otel gibi ama gene de hayvanat bahçelerini sevemiyorum. Gerçi geçen sayılarından birinde National Geographic'de Hayvanat Bahçeleri sayesinde binlerce türün tekrar çoğalmaya başladığı gibi bir yazı okuyup şaşırdım. Kendimizden korumak için hayvanları kapayıp tekrar çoğalmaları için uğraşmak da ilginç. Şansımıza bu günde deli gibi yağmur yağdı ıslana kuruya geziyi tamamladık.

Peyzaj olayı Avusturyalılardan sorulurmuş.



Buraya gelmişken Schönbrunn'un bahçelerinde dolaşmak gerek. Özellikle labirentin içinden geçerken kendimi Shining'de hissettim.

Yapılacaklar listemizin diğer bir durağı ise şehrin eğlence merkezi Prater. Burada 100 yıllık bir dönme dolap bulunuyor. Oturma yerlerinin kırmızı vagon gibi bir şekli var. Şehrin yukarıdan nasıl göründüğünü bilmek isterseniz binin. Çok şaşırtıcı bir deneyim değil ancak gelmişken yapılabilir. Asıl içeride daha modern ve büyük bir dönme dolap daha var. Onun şekli klasik olduğundan binmek daha eğlenceli olacaktır. Ama Riesenrad adlı asıl dönme dolap da şehrin simgelerinden olmuş. Tabi Prater'de sadece Dönme dolap değil roller coaster'ından korku tünellerine pek çok şey sizi bekliyor.

Wiener Riesenrad




Alış veriş yapacaksanız Kärntnerstrasse bizim Beyoğlu gibi bir cadde. Stephansplatz ile opera binası arasında bulunuyor. Genelde dükkanların 19:00'da kapandığını göze alarak gidin. Gece gene kalabalık var ancak tek açık yer lokanta ve cafe'ler.

Viyana'nın gece hayatı?

Opera Binası geceleri ayrı güzel

Kahve demişken Viyana'ya kahve kültürünün Osmanlılardan geldiğini öğrendim. Kuşatma sonrası Osmanlı ordusu geri çekilirken bıraktıkları kahve torbaları şehrin savunmasında rol oynayan birine verilmiş. O da bunca kahve ile şehirde bir kahveci açmanın mantıklı olacağını düşünmüş.

Gelelim Wels'e. Jbid'in buradaki üniversite'de dersi olduğu için bu ufak yerleşime uğradık. Viyana'ya trenle bir saat kırkbeş dakikalık bir mesafede. Bağımsız olan Yukarı Avusturya'nın en büyük ikinci şehri imiş. Diğerlerini düşünemiyorum. Merkezi tek bir cadde ve toplasanız 100mtr değil. Ancak şehirde Romalılara dayanan bir tarih var. Bolca şirin renkli avrupa evleri görmek mümkün. Tabii üniversite olduğu için genç nüfus oranı fena değil. Ancak yine de burada da 19:00'dan sonra açık bir yer bulmak güç.





Avusturya yemekleri genellikle domuz ürünleri üzerine kurulu. Gitmeden bunu dikkate alın. Eğer problemse siparişinizde et istediğinizi mutlaka belirtin. Wien Shitzel oldukça meşhur. Bildiğimiz Shintzel'in domuzla yapılanı. Bira ve şarap gerçek anlamda sudan ucuz. Restoranların açık şarapları bile oldukça leziz. İçki ile probleminiz yoksa Avusturya'da rahat edeceksiniz.

Şimdilik benden bu kadar. Daha çok fotoğraf görmek isterseniz google+'a ve facebook'a eklediklerime bakabilirsiniz. Önceden de belirttiğim gibi tüm gezide yanımda sadece Fujifilm X-T1 ve 18-55 lens vardı. İlk defa fotoğraf makinesi üstümde bir yük olmadı ve gezdiğimi anlayabildim. Özellikle geziler ve günlük kullanım için aynasızlar oldukça cazip bir seçenek olmaya başladı. Bir kaç gün içinde fuji xt-1 ile ilgili ayrıntılı bir yazı paylaşacağım.

1 yorum:

  1. Keyifle okudum güzel gezi notları umarım bir gün o taraflara yolum düşer :) teşekkürler.

    YanıtlaSil