Öne Çıkan Yayın

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

24 Eylül 2013 Salı

Haydarpaşa Garı Karma Fotoğraf Sergisi

Demiryollarının kuruluş yıldönümü anısına düzenlenen Haydarpaşa Garı Karma Fotoğraf Sergisi geçen Cuma açıldı. Ayşe Küçükkurt'un organize ettiği ve Kadıköy Fotoğraf Merkezi'nin düzenlediği sergiye ben de dört fotoğrafım ile katıldım.


Gaziantep gezim yüzünden ne yazık ki açılışa katılamamıştım. Dün iş çıkışı hemen soluğu Haydarpaşa Garı'nda aldım. Sergiye Sirkeci ve Haydarpaşa Garlarında çektiğim fotoğraflarla katılmıştım. Gerçekten böyle büyülü bir mekanda fotoğraflarınızı görmek mutluluk veriyor. Haydarpaşa'nın ise artık terkedilmiş gibi görünmesi insanın içini burkuyor. O eski curcunasından eser yok şimdi. Hareketli dönemi artık fotoğraflarda kalmış. Umarım eskisi gibi gar olarak hizmet etmeye devam eder bu mimari eser. O zamana kadar da sergi, film, fotoğraf gösterimleri gibi sanatsal aktiviteler ile varlığını sürdürür.

Sergi için emek veren başta Ayşe Küçükkurt olmak üzere tüm Kadıköy Fotoğraf Merkezi ailesine teşekkürler. Daha çok işte beraber çalışabilmek umudu ile..

Kadıköy Fotoğraf Merkezi Facebook Sayfası




23 Eylül 2013 Pazartesi

Gaziantep Fotomaraton’un ardından

Perşembeden beri Gaziantep’i karış karış dolaşıp fotoğrafladık. Başta beni oraya davet eden ve fotoğrafçılara bu güzel organizasyonu armağan eden Gifsad’a teşekkür ederim. Üyesi olduğum çiçeği burnunda derneğimiz Anafod’a da ayrıca beni ekibe kattıkları için teşekkürler. Özellikle de başkanımız Baytekin Kara’nın organizasyonu ile Suriye sınırına kadar gittik, normalde tek başımıza giremeyeceğimiz yerlere kadar girdik. Benim için de unutulmaz bir anı oldu Gaziantep. On bir Anafod’lu mutlu gittik şen döndük. Ben de fotoğrafımla üçüncü oldum ki bir ulusal yarışmada ilk defa bu kadar iyi bir derecem oldu.

Gaziantep Fotomaraton 3.sü

Biraz maceralarımızı anlatayım. Perşembe günü inip kayıt işlemlerini yaptık. Kayıtta çok faydalı kitaplar verdiler. Gaziantep’in hanları, sokakları anlatan kitaplar da kütüphanemde yerini aldı böylece.

Gifsad bir program yapmıştı fotoğrafçıları gezdirmek için, ama biz çok kalabalık ortama girmeyelim diyerek kendi aracımızı tutmaya karar verdik. Baytekin başkan plan programı böylelikle yaptı ve Nizip’deki sabunculara gittik. Sabun yapımının bu derece meşakkatli bir iş olduğunu bilmiyordum. İlk gün sadece paketlemesine yetiştik. Öğrendik ki sabah 5 gibi dökümü yapılıyormuş. Böylece ikinci günkü plan da belli oldu ve sabahın 4:30’unda kalkarak fabrikayı ziyaret ettik.



Sıcak sabun kazanlarla yollara dökülüp kuruması bekleniyor. Daha sonra kesilip paketleniyor. Ancak asıl değerli olanı 6 ay güneşte bekletmek ya da 2 yıl karanlık iç ortamda bekletmekmiş. 2-3tl’ye aldığımız sabunda nasıl bir ter akıtıldığını görseniz şaşırırsınız.

Nizip’den sonra çevrede oldukça çok olan biber, patlıcan kurutma işlemini görmeye gittik. Tarlalarda tahtadan çatılar yapıp iplere asıyorlar kabak, patlıcan ve biberi. Ancak bunu da sabah erken saatte yaptıkları için ancak boş halini görebildik.


Başka bir durağımız da Barak'tı. Geleneksel yaşamı görebileceğiniz bambaşka bir ortam burası. Türkmen nüfusunun yoğunlukta olduğu bölge Suriye sınırına kadar gidiyor. Hatta mayına sıfır bölgeye kadar gittik bilmeden. Suriye’yi dağların arkasında görmek mümkündü. Köylüler yoldan devam edersek 30 km kadar Suriye içine girebileceğimizi de söyledi ama cesaret etmedik doğrusu.

Barak köylerinin ilginç bir geleneği de köy odaları. Normalde köylü erkeklerin buluşup konuşma yeri olan bu evler ziyaretçilere de açık. Aslında yoldan geçen insanların istirahat etmeleri için düşünülmüş. Kapılar ardına kadar açık kimseye sormadan gidip yatabiliyorsunuz. İçerideki konfor son derece iyi. Buzdolabı, tv gibi modern alet edevatlar bile bulunuyor. Yani köylülerin misafirperverliğini anlamanız için sırf bu odalara girmeniz bile yeterli. Her gittiğimiz köyde ayranımızı, çayımızı eksik etmediler. Bir köyde cenaze olmasına rağmen bizi buyur ettiler. Ortamı bozmamak için teşekkür edip ayrıldık.

Bir ilginç durum da köylülerin Türkçesi neredeyse İstanbul Türkçesinden bile daha temiz. Bir ara hikayesini anlatan bir abiyi dinlerken öyle bir dalmışım ki karşımda şiir okunuyor sandım.

Gaziantep şehir merkezi de hem modern hem de geleneksel mimariyi birarada sunuyor. Ancak Mardin gibi eski şehir ve yeni yapılar ayrı değil, bir arada. Bu da şehrin dış görünüşünü biraz karıştırmış. Ancak özellikle bakırcılar çarşısı ve çevresi hala eski havasını saklayabilmiş yerler.



Zeugma müzesine de değinmeden geçemeyeceğim. Gaziantep’e gelip de bu müzeyi görmeden dönmek olmaz gerçekten. Zeugma’yı Zeugma’da izlemek lazım evet ama müzeyi de öyle bir yapmışlar ki gerçekten oradaymışsın hissi veriyor. Şehri sular altına gömmeyi affettirmese de en azından eserleri görmek adına iyi düşünülmüş bir proje. Dışı da modern mimari olarak fotografik açıdan güzel. Özellikle benim gibi grafik ve insanı birleştirmeyi seven fotoğrafçılara göre yapılmış gibi.

Biraz da fotomaraton olayına değineyim. Gifsad bu işi oldukça ciddiye alıyor ve gerçekten şehir için çok önemli bir etkinlik yapıyorlar. Tanıdığım tanımadığım yüzlerce fotoğrafçı fotomaraton için şehre gelmişti. Antepliler de fotoğraf çektirmeye sıcak bakıyorlar. Ülkenin birçok şehrini gezdim, bu kadar rahat fotoğraf çekebildiğim başka bir yer görmedim. Tabi bazı fotoğrafçılar fotoğraf çekmenin zevkini unutup yarışma hırsına odaklanmıştı. Ben zaten daha önce onlarca kez ulusal yarışmalarda eli boş dönmüş biri olarak insanları tanımayı, Gaziantep’i gezmeyi ve kebap yemeyi ön planda tuttum. Bu arada da bol bol fotoğraf çektim tabi ki. Ancak otelde fotoğraflarını işleyenlerin kendilerini yarışma için nasıl hazırladıklarını görünce “Bizden bir şey çıkmaz” duygusuna kapılmadım değil.

Zaten o kadar iddiasızdık ki aynı odada kaldığım arkadaşlarım Osman Karamehmetoğlu ve Uğur Tufan Emeksiz ile dönüş biletimizi ödüllerin açıklanacağı günün sabahına almıştık. Ben üçüncü oldum, Osman da Zeugma müzesinde balıkgözü ile çektiği ve görünce “Bunu müzeye satarsın” dediğim müthiş fotoğraf ile Mansiyon aldı. Orada ödüllerimizi alıp teşekkür edememiş olmak da bir üzüntü oldu bizlere. Ama fazla kebaptan ufak bir zehirlenme geçirdiğim için de belki o heyecanı yaşamamak daha iyi olmuştur hem benim, hem seyirciler için :)

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Gifsad’a , özellikle tüm program boyunca bizlere yardımcı olmaya çalışan Osman Maaşoğlu’na, başta Baytekin Kara olmak üzere eğlenceli bir hafta sonu geçirmemizi sağlayan, adeta bir futbol takımı gibi çalışan Anafod ekibine ve jüriye teşekkürler.

Şimdilik fotoğrafların bir kısmını picasa'ya attım daha sonra yine ekleyeceğim fotoğraflar olacak.

Yarışma sonuçlarının tam listesi ise burada.