Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

26 Ekim 2013 Cumartesi

Amsterdam


Bayram tatilinin bir kısmını Amsterdam’da geçirdik. 2010’da da gitmiştik Jbid’le. O yüzden ortamı tanıyorduk ama doyulacak gibi bir şehir olmadığı için tekrar gitmek istedik. Öncelikle Hava alanına indiğinizde şehre gitmek için yapmanız gereken metro ile Central Station’a gitmek. Yaklaşık 15dk.lık bir yolculuk ve 4.20 € gibi bir ücreti var. Central Station şehrin kalbi, aşağı doğru yürüyerek Dam meydanına inebilir ve bütün şehri gezebilirsiniz. Biz ilk olarak gece geldiğimiz için tramvay’a atlayıp otelin yolunu tuttuk.


Tramvay sistemi şehir içinde gezmek için oldukça ideal. Günlük, iki, üç, dört günlük gibi biletler var. Biz kalacağımız güne göre dört günlük bilet aldık. Yaklaşık olarak maliyeti 21 € idi. Günlüğün ise 7.5€ gibi bir maliyeti var. Tramvay’a binince içeriden bilet alınabiliyor. Eğer günlük vb. bilet aldıysanız bunları otobüs ve trende de kullanabilirsiniz. Ancak ufak bir şehir olduğu için illa toplu taşıma kullanmanıza gerek yok. Zaten bildiğiniz gibi Amsterdam bir bisiklet şehri. Her yerde bisiklet kiralama noktaları var. Hava uygunsa bu daha iyi bir seçenek olabilir.

Kalacak yer konusunda Booking.com ve airbnb arasında gidip gelmeler yaşamıştım, ancak oda fiyatları da otel fiyatı gibi çıkınca otelde kalmak daha rahat geldi. Ibis Amsterdam central stopera’da kaldık. Şehrin merkezinde olmasına rağmen daha sakin bir bölümde konuşlanmış. Özellikle kanala bakan odalar güzel. Rembrant meydanının hemen yanında. Otel’in en güzel yanlarından biri de hızlı wi-fi. Tek problem kahvaltı fiyata dahil değil ve 16€, ama sokağa çıktığınızda çok daha ucuza daha iyi seçenekler mevcut. Bir de aklınızda olsun her gelen turist şehir vergisi ödemek zorunda. Madem bizim tuvaletlere sıçıyorsunuz, parasını da verin diyorlar.

Yansımalar
Bu sefer Amsterdam bizi yağmur ile karşıladı ve dönene kadar da devam etti. Son gün zaman zaman güneşi gördüysek de ıslak kıyafetlerden hiç kurtulamadık. Ama yine de bol bol gezdik, yılmadık. Hatta kötü hava sebebi ile hiç yapmadığımız bir şey yapıp kırmızı turist otobüslerine bindik ve daha önce yapmadığımız için de memnun olduk. Gerçekten gereksiz bir aktivite. Ama kanal turu yapmadan dönmeyin. 12€’a yapılıyor ve gerçekten de verdiğiniz paraya değiyor. Biz yağmurdan ve soğuktan pek bir şey anlamadıysak da yine de eğlenceliydi.

Amsterdam deyince tabi gece hayatı ve kafişoplar geliyor akla. Red light district bu konuda uzman. Ama fazla turistik bir ortam var. Bir bilenle gezmekte fayda var buraları. Ha bir de kafa olacağım diye sokakta satılan otlu şeker, kurabiye falan almayın. Bunların hepsi turist kazıklama tuzağı.

Dediğim gibi yağmurdan ve soğuktan dolayı çok da fotoğraf çekecek bir ortam yoktu. Ben de bol bol bisikletli insanları pan tekniği ile çektim. “Pan nedir?” derseniz hareketli bir objeyi gidiş yönüne doğru fotoğraf makinesi ile takip ederek düşük enstantane hızı ile çekmek demek. Aslında çokça şansa dayalı bir teknik. Uzmanlaşması zor. Bisikletlileri hızlarına göre 1/60-1/30 enstantane arası çektim. Örnekleri sayfada görebilirsiniz.


Bisikletliler

Amsterdam dar sokakları, bisiklet yolları, köprüleri, ufak dükkanları, 1700’lerden kalma evleri ile görülmeye değer hatta yaşanılası bir yer. Özgürlüklerin bu denli yüksek oluşu da cazibe merkezi haline getiriyor. Genelde yabancı bir şehirden İstanbul’a geri dönmeyi severim, ama Amsterdam başka bir güzel.





Daha fazla fotoğraf için buradan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder