Öne Çıkan Yayın

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Kuzey İtalya’dan bir kuple; Vigevano-Floransa-Bologna



Geçtiğimiz hafta bir iş gezisi için eşimle birlikte İtalya’ya gittim. Konu iş olunca tabii kendinize fazla zaman ayıramıyorsunuz. 4 günde 3 ayrı şehirde kaldık ancak Vigevano’nun meydanını gördük, Floransa’da biraz fotoğraf çekebilecek fırsatım oldu Bologna’da ise sadece yemek yiyip yattık. Milan’a inmiş olmamıza rağmen sadece hava alanına uğradık şehre inme fırsatımız hiç olmadı. 

Piazza Duçale


Kuzey İtalya II. Dünya savaşı sırasında Amerikan bombardımanlarından nasibini almış bir bölge. Faşist Kuzey hem Güney ile iç savaş yapıp hem de dünya savaşında Almanya ile müttefik olunca tabii bunda anormal bir durum da yok. Örneğin Floransa’da ziyaret ettiğim şirketin o zamanki yerleşimi(200 yıllık bir şirket) bombardımandan sonra yerle bir olmuş ve her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalmışlar. 



Turumuza geçecek olursak, Milan’a indikten sonra bizi davet eden şirketin müdürü tarafından kendi oturduğu yer olan 60000 nüfuslu Vigevano’ya geçtik. Burası gerçekten ufak bir komün olmasına rağmen birkaç güzel mekân bulmak mümkün. Bunlardan en önemlisi "Piazza Duçale (Düklük Meydanı)". Burası tıpkı Venedik’teki meydanın ufak bir kopyası gibi. Sessiz, sakin bir meydan ancak büyüklük olarak İtalya’daki en önemli üçüncü meydanmış. Oturup içkinizi içerek İtalyan mimarisini doya doya seyredebilirsiniz. Bölgenin diğer önemli bir yapısı ise "Castello Sforzesco" şatosu ancak burayı görecek zamanımız olmadı. 




İkinci gün sabahtan yola çıkarak yaklaşık üç saatlik bir yolculukla asıl durağımız olan Floransa’ya vardık. Floransa bizi yağmurla karşıladı. Best Western otel neyse ki şehrin tam göbeğinde idi de biraz dışarıda turlayabildik. Sonrasında da iş gezisinin merkezini oluşturan fabrika ziyaretlerini gerçekleştirdik ve akşam firmanın sahipleri ile şehrin en güzel trattoria’larından birinde yemek yedik. Trattoria, İtalyan tarzı ufak yemek yerlerine verilen genel ad. Buralar restoran kadar büyük olmayan, genelde menusuz, çeşidin az ama lezzetli, şarabın ev yapımı olduğu, yerel yemekleri tadabileceğiniz insanların şen şakrak muhabbet ettiği yerler. Gittiğimiz mekânın adı Trattoria Baldini idi. Floransa’ya gittiğinizde mutlaka ziyaret edin. Hotel Medici’nin az ilerisinde ufak bir yer ancak hayatımda gördüğüm en büyük ve en lezzetli eti burada yedim. 

Erkekte kalçaya kitlenme adlı fotoğrafım

Duomo


Üçüncü gün sonunda Floransa’da gezecek vaktimiz oldu. Floransa Kuzey İtalya'daki Toskana bölgesinin başkenti olarak biliniyor. Kısa bir dönem, İtalya Krallığına da başkentlik yapmış. Ayrıca Rönesans’ı başlatan şehir olarak da önemli bir yerleşim. Leonardo da Vinci ve Michelangelo bu tarihi şehirde yetişmiş dünyaca ünlü sanatçılardan. Yine ünlü yazar ve şair Dante Alighieri bu şehirde yaşamış. Güzel Sanatlarla biraz uğraşan bir kişi için mabet gibi bir yer kısaca. 

Bu kızlar öpücük karşılığı para topluyorlar, tabi benden para istemeden öptüler.
Ben de fotoğraflarını çektim, sonra da hanımdan şiddet gördüm.
Floransa'ya bakış

Köprü Üstü Aşıkları



Kent Arno nehri ile ikiye ayrılmış ve köprülerle birleştirilmiş. Özellikle altın çarşısının olduğu Ponte Vecchio (Eski Köprü) en turistik yerlerden biri. II. Dünya savaşında bombalamadan zarar görmeden kurtulmayı başarmış tek köprü. 



Köprüden biraz devam ettiğimizde merkezdeki Piazza della Signoria’ya ulaşıyoruz. Burası görülmesi gereken en önemli meydanlardan biri. Burada Michellangelo’nun ünlü Davut heykelinin bir kopyasını(orijinali Accademia’da görülebilir) ve Neptün Havuzu görülmeye değer. Meydandaki Uffizi Galerisi de Rönesans’ın en önemli eserlerini içinde barındırıyor. Signoria meydanından sonraki durağımız ise kentin en büyük yapısı olan “Duomo” olarak da bilinen 1436 yılında yapılmış Santa Maria del Fiore kilisesi. Özellikle devasa boyuttaki kubbesi insanı şaşırtıyor. Hala kubbenin nasıl bir teknikle yapıldığı bir muammaymış bu yüzden yenileme çalışmaları sürekli aksıyormuş. 


I love Italia


Duomo’nun yanında aynı stille yapılmış Çan kulesi ve vaftizhane olarak bilinen altın kapılı Battistero di San Giovanni de dikkat çeken yapılar. 



Buralar dışında daha birçok müze ve saray bulunan şehirde hangi sokağa girseniz farklı bir sanat eseri ile karşılaşmanız mümkün. Sözüne etmek istediğim başka bir mekân da şehri panoramik olarak izleyebileceğiniz manzarası ile hayran bırakan Piazzale Michelangelo tepesi. Burası Michelangelo’nun şehri resmetmek ve ilham almak için geldiği tepe olarak nam salmış. Yalnız dikkat etmeniz gereken doğru yerden çıkmak. Normalde 10-15 dakikada çıkılabilecek bir tepe iken bizim İtalyanlar yolu karıştırınca dağlara falan çıktık ve 2 saat yol yürüdük. Ama bu yolda da Galileo’nun ve Çaykovski’nin evlerini gördüğümüz için pişman değilim. 



Bu arada İtalya demek şarap, pizza, pasta(makarna) dışında dondurma da demek. Her köşe başında Gelato yazan tabelalar görmek mümkün. Floransa’nın da en meşhur gelatocusu Vivoli. Mekan bizim Kadıköy Baylan’a çok benziyor. Özellikle yoğurtlu dondurmanın hastası olduğumu belirteyim. Yemeden dönmeyin sakın! 

Ne olacak bu işler?

İki uyuyanlar


Piazzale Michelangelo’dan sonra geceyi geçirmek için turumuza Bologna ile devam ettik. Burası da Parma’ya yakın olduğu için domuz ürünü şarküterileri ile meşhur. Eğer uğrayacak olursanız ve domuz yemekte bir sakınca görmüyorsanız denemenizi tavsiye ederim. Bologna şehrini gezemediğimiz için herhangi bir bilgi veremeyeceğim sadece otoyola yakın bir otelde konaklayıp sabah uçağımıza yetişmek için Milan’a doğru yola çıktık ve yorucu turumuza noktayı koyduk. 



İtalyan otoyollarının en büyük güzelliği de 400-500bin usdlik Ferrari’ler Lamborgini’leri yolda görmek mümkün. Üç kardeş Lamborgini de tam doğduğu topraklardan geçerken yanımızdan geçti ve ilerideki benzincide durdu. Ben de hemen sahipleri ile muhabbete girdim, ama biri de al bir tur at da dön demedi ne yazık ki :’( 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder