Öne Çıkan Yayın

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

18 Eylül 2012 Salı

Pavli ve Edirne Gezisi



Bu yıl üçüncü ve büyük ihtimalle sonuncu kez Pavli Panayırı’na gittik. Panayır hakkındaki geniş yazıma şuradan ulaşabilirsiniz. Ben bu yılki maceramızdan bahsedeyim biraz. Sabah üç gibi arkadaşlarımla yola çıktık. Pavli’ye altı gibi varmış olduk. Amacımız sabah ışığında biraz fotoğraf çekebilmekti. Güzel bulutlu bir hava karşıladı bizi. Yavaş yavaş panayırı gezmeye başladık.


İlk şoku uzaylı katil sivrisinek saldırısı ile yaşadık. Oradakileri kandaki alkol oranından dolayı pek sokmuyorlarmış ama bizim gibi İstanbulluları yakalayınca affetmediler. Öğlene kadar kaşındık ve şişliklerimize kolonya bastık(doğaya çıkan şehirlinin dramı).

Pavli panayırına çadırlarda kalarak geçirenler henüz uyanmadan etraftaki köpeklerle oynadık biraz. Gün hafif hafif açmaya başlayınca da panayır sakinlerinin pazarı açmasını izledik.

Bu arada 40mm pancake lensimi deneme imkanım oldu bol bol. Lens gayet kullanışlı özellikle sokak fotoğrafları için çok başarılı. 5 d mark ii'i bile ufaltıyor. Ancak netlik olarak tabii ki 50mm f1.4 kadar keskin değil. Filmli makine keskinliği var gibi lenste sanki. Cam gibi fotoğraflar çıkmadı, belki benim de alışmam gerekiyordur. Özellikle %100 crop ile bakılınca fark anlaşılıyor. Yine de günlük kullanım için son derece rahat ve güzel bir lens. 35mm ve 50mm için para ayıramıyorsanız bu lensi denemelisiniz.

Saat dokuza geldiğinde etrafta daha çok fotoğrafçı vardı. Her çocuğa yaklaşık 10 fotoğrafçı düşüyordu diyebilirim. Neyse ki biz erkenden insanları çekmiştik de fazla aralarına girmeden kurtardık kendimizi.


Panayır ruhunu yavaş yavaş teslim ediyor. Bunun en büyük göstergesi 8d sinema salonuydu herhalde. Panayırın asıl sahipleri azalmıştı ancak fotoğraf çekmeye gelenler artmıştı. İstanbul’dan tanıdığım fotoğrafçıların çoğunu gördüm diyebilirim. Bu durumda da ortamın pek bir espirisi kalmıyor. Biz de daha öğlen olmadan sıkıldık ve buraya kadar gelmişken Edirne’ye kısa bir tur yapmaya karar verdik.

Kısa bir yolculuk ile Edirne’ye vardık. Daha şehre girerken Camiilerin minareleri sizi karşılıyor. Yapıların heybetinden etkilenmemek mümkün değil. Park edince İlk yaptığımız Bizim Ciğerci’ye oturmak oldu. Gerçekten Edirne’de ciğer yemeyen ciğer yedim demesin. O kadar söylüyorum. Köftesi de güzel ama ciğer varken pek bir albenisi olmuyor. Bir de yoğurdu mutlaka tatmalısınız. Ben araç kullanıyorum ve zaten akşamdan uykusuzum diye abanamadım yoğurda yoksa Selimiye’nin çimlerinde akşama kadar sızardım.

Yemek molasından sonra Meriç kıyısına köprüleri çekmeye gittik. Zaten geziden içime sinen tek kare de burada çıktı.

Buradan sonra son durak olarak Selimiye Camii’ne gittik. Benim aklımda Camii ziyareti olmadığı için şort giymiştim ve bu nedenle içeriye girmeyip çayırlara uzanmayı tercih ettim. Bir de dışarıdan Mimar Sinan’ın en uçuk işlerinden olan Camii’yi çektim tabii ki. Aşağıdaki fotoğrafı arkadaşın 8-16mm balıkgözü lensi ile çektim. Gerçekten çok eğlenceli bir lens. Bu arada biz saygımızdan şortla girmezken millet askılı tişört ve mini mini eteklerle içeri girmeye devam ediyordu. En sonunda Hoca hoparlörden sitemkar bir şekilde nerede olduğunuzun farkına varın gibi bir anons yaptı da çıktılar. Biz ne zaman bu kadar saygısız olduk acaba?

Anıl'ın gözünden Selimiye

Selimiye Camii ziyareti ile kısa Edirne gezimizi bitirip dönüş yoluna geçtik ama aklımız kaldı Edirne’de. Daha bir dolu görmek istediğimiz yer vardı. En kısa zamanda daha uzun bir gezi için tekrar gidilecek yerler listesine alındı.

Google+'dan Pavli ve Edirne fotoğraflarını izleyebilirsiniz.

P.S. FATİH ŞAHİN DE ORADAYDI(oldu mu böyle?:))