Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

25 Mayıs 2012 Cuma

Zulal Portreler II Sergisi

Kendimi bildim bileli ablam ressamdır. İlk hatırladığım anılardan biri babamın kendisini hafta sonları İstasyon sanat evi'ne götürüp getirmesi. Sonra Mimar Sinan'a birincilikle girdiğinde evde yaşanan bayram havasını hatırlıyorum. Tabii her sanatçı gibi aykırı bir insandı kendisi. Böyle bir ablanız olunca siz de rekabet etmemek için sanattan uzak durabiliyorsunuz. Gerçi ailem de evde ikinci bir manyak istemediklerinden bana herhangi bir ek eğitim vermeyi uygun görmemişti, hatta belki daha önce de yazmışımdır fotoğrafçılık okumak istediğimde de karşı çıkmışlardı.

Şimdi onun sanat anlayışını falan burada uzun uzadıya anlatmak isterdim ama zaten camiada onu anlatan öyle sanatsal yazılar var ki, benim çıkıp da laf etmem biraz abesle iştigal olur(evet beceremeyeceğimden korkuyorum). Son sergisi ile ilgili diyebileceğim tek şey eski resimlerindeki soluk renkler, karanlık yapı yerini tuvallerden fırlayıp içinizi saran bir sıcaklığa bırakmış. Bunda o zamanki gençliğinden gelen deli dolu Zulal ile şimdiki daha sakin, huzurlu ve mutlu Zulal'ın resimlere yansımasının da payı var sanki.

Portrelerden bir kısmı ailemden fertler olduğu için ayrı seviyorum. Diğer modelleri de bir o kadar eğlenceli dünyalar içinde verilmiş. Özellikle dövmeli kıza bayıldım(jbid'den gelen bilgiye göre "mutlu kız"mış resmin adı).

Karşı Sanat'da 9 Haziran Cumartesiye kadar görülebilecek olan sergiyi tabii ki de gezmenizi öneriyorum.

Facebook etkinlik linki

Facebook ve google+'da sergide çektiğim fotoğrafları görebilirsiniz.






15 Mayıs 2012 Salı

Fotografium Ödüllü Yarışma Başlattı




Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=143 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.

Nikon 3200 ile ilgili bilgi almak isterseniz buraya.


1 Mayıs 2012 Salı

Fotoğrafçılıkta Teçhizat Fetişi

Tüketim çılgınlığımızın son duraklarından biri olan fotoğrafçılıkta yaşanan teçhizat fetişi ile ilgili yazmak istiyorum bugün(Zaten başlıktan da anlamışsındır değil mi). DSLR’ların ucuz olmadığı çok değil bir 10 yıl öncesine dönersek çoğumuzda ya bir bas çek makine ya da biraz daha fotoğrafı seviyorsak ucuzundan rus ya da japon malı bir aynalı makine, tek bir sabit ya da zoom lens vardı. Bütün ihtiyaçlarımızı da bu aletlerle karşılayabiliyorduk.

Günümüzde ise fotoğrafın kalitesinden çok elimizdeki alet edevatın kalitesine yoğunlaşan büyük bir çoğunluk var. Özellikle dijital fotoğrafçılık ilk maliyet açısından pahalı bir zevkken bir de sürekli lens ve body’sini değiştirerek maliyeti daha da arttıran ve bunu gereksinimleri haricinde yapan kitle giderek sinirimi bozuyor.

Tabii “sana ne kardeşim elalemin parasını nasıl harcayacağından” diyebilirsiniz. Ancak bu durum beni rahatsız ediyor ve bir yere de kafamdakileri boşaltmam gerek. E kendi blogumdan daha iyi bir yer olabilir mi?

Öncelikle body konusuna gelecek olursak. Zaten halihazırda aynasız makinelerdeki gelişim dehşet verici iken kendi zevki için fotoğraf çeken bir insanın full frame makineler alıp ağırlığından dolayı iki gün sonra evde bırakması abestle iştigal. Zaten çoğu profesyonel de artık günlük olarak Sony Nex, Panasonic Gx, Nikon j, Olympus Pen, Canon G, Fuji x serisi gibi aynasız kompaktlar kullanıyor. Hem bu makinelerin pratikliği hem de ufak bir çantaya hatta cebe bile sığabilmeleri büyük avantaj. Makineyi yanımızda sürekli taşımadığımız için çektiğimizden çok daha fazlasını kaçırdığımız düşünülürse aradaki boşluğu kapayabilecek en önemli buluş bu aletler. Unutmayın ki en iyi makine elinizde olandır.

Yine de diyelim ki ortama uymak ve kendi egonuzu da tatmin etmek için DSLR aldınız. Genelde zaten gün ışığında fotoğraf çekeceğiniz için giriş seviyesi bir makine bile işinizi fazlası ile görebilecekken gidip de full frame bir makine almanıza hiç gerek yok. Bu sene en beğendiğim fotoğrafları bir 7d sahibi olmama rağmen ödünç aldığım bir 350d ile çektim. Bu iki fotoğraftan biri bir çok internet sitesinde haber olarak kullanıldı, diğeri ise H2o yayınevinin kitap tanıtımında kullanıldı. O sırada ulaşabileceğim herhangi bir makine ile yine bunlara benzer şeyler çekerdim. Demek ki önemli olan gövde fotoğraf makinesinin değil sizin gövdeniz(gözünüz yazacaktım ama kelime oyunu yapayım dedim).




Başka bir konu da ki cebinizi body’den fazla yakacak olan lensler. 18-200 gibi geniş kapsamlı lensleri ne kadar sevmesem de sadece gezi ve zevk için çekiyorsanız işinizi kolaylaştıracaktır. Ancak biraz pişmeye başladığınızda göreceksiniz ki bazı konuları çekmeye daha çok heveslisiniz. İşte o zaman lense yatırım yapın. Makro seviyorsanız makro lens alın. Portre seviyorsanız 85mm gibi bir prime lens alın. Bazı insanlar detaycıdır, bazıları ise geneli iyi görür. Siz hangisi iseniz gözünüz neye takılıyorsa ona göre bir lens alın. Detaylara takılıyorsanız 70-200 gibi bir telefoto alın örneğin. Pişman olmazsınız. Ama hepsi bulunsun derseniz işte o zaman teçhizat fetişinin esiri olmuşsunuzdur.

Bütün bunları yazarken kendimin de teçhizat fetişi kurbanlarından biri olduğumu söylemeliyim. Bu yazı yeni kurbanlar vermemek için yazılmıştır. Neyse ki çok body değiştirmedim. Sony @350 ile başladım sonra Canon 7D’ye geçtim belki bir süre sonra Mark II ile full frame’e de adım atarım. Ancak kullandığım lenslerin sayısını ben kaçırdım artık. Makrosundan telesine her tür lens elimden geçti sanırım. Neyse ki sonradan akıllandım ve kullanmadığım sadece denemek için alıp bir köşede eskittiğim tüm ekipmanlardan kurtulup hafifledim. Şimdi de genelde 50mm f1.4 ile gezerim. Hem ufak hem de hızlı bu lens günlük çekimde can yoldaşım oluyor.  

Şimdi olayı bu kadar açıkladıktan sonra içimi dökme bölümüne geliyorum. Evet ben de hoşlanıyorum arkadaşlarım arasında şu lens şöyle süper öbürü böyle yalanası falan diye konuşmaya. Ancak bazılarımız sadece teçhizat için yaşıyor. Çektiklerine bakıyorsun ilkokul çocuğuna kodak çek at makine versem daha güzellerini çeker. Zaten çoğu çektiklerini yayımlayacak kadar bile güvenemiyor kendine. Ancak lafa gelince zeiss lens aldım karşısına geçip bir büyük deviriyorum. E kardeşim kime ne? Forumlarda hava atasın diye mi aldın o Zeiss’i. Çık dışarı dene işte, otu boku çek, belki gözün gelişir. Ama yok Canon Mark III mü çıktı hemen Mark II’i satıp alalım. Yanına da Nikon D800 koyalım çeşni olsun.

Geçen gün Mark III lansmanına gittim. Soru cevap bölümüne geldiğinde bir bey çıktı, yok ilk mark II’i kendi almış da zevk için tutuyormuş zaten çok da fotoğraf çekmemiş ama d800’e de geçermiymiş. Makine Japonya’da yapılmıyorsa almazmış. Ağabey git o parayı daha hayırlı bir şeye harca. Dünyayı gez, ufkunu geliştir en kötü nedir yani Mark III alınca Canon altın madalya mı takacak? Ayrıca bize ne, neyin havasını atıyorsun? Onca insan senin ego tatminini dinlemek zorunda mı orada?

Günümüzde bile pinholelerle(iğne deliği), plastik kameralarla, Holgalar, Dianalarla ne fotoğraflar çekiyorlar ve hatta özel sergiler açıyorlar. Oysa binlerce dolar harcayıp edindiğiniz teçhizatınıza bakmakla yetiniyorsunuz. Bu işte sizce de bir terslik yok mu?