Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

7 Şubat 2012 Salı

Valensiya



Geçen hafta Jbid'in Valensiya Teknik Üniversitesi'nde sunum yapacağı bir konferans için maceralı bir yolculuk yaşadık. Maceranın ilk durağı İstanbuldaki İspanya konsolosluğu idi. Bahçeşehir Üniversitesinden geç gelen evraklar neticesinde konsolosluğa evraklar geç verildi. Onlar da ayın üçünde vizenin çıkacağını söylemişlerdi. Oysa ayın birinde Jbid'in sunumu vardı. Kar yağışı altında tam da uçağımızın kalkacağı gün son bir umutla Levent'deki konsolosluğa gittik. Demir kapının dışından bize yardımcı olamayacaklarını söyleyen bir güvenlik vardı. Uzun süre yetkili biriyle görüşmek istediğimizi belirttik ama donmak dışında elimize bir şey de geçmedi. Ama onlar da en azından tavrımızı takdir edip "Siz yine iyisiniz, bazıları bizi dövmeye çalışıyor." diyerek bir yerde kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlardı.


En sonunda İspanyol bir güvenlik elemanı gelip kimliklerimizi aldı bir an için ümitlendik ama sonradan geri verip, vize verilişinin hızlandırılamayacağını söyledi ve bizi uğurladı. Artık umutlarımız tamamen sona ermişken Jbid son kez İspanyadaki organizasyonu düzenleyen profesörleri aradı ve durumu izah etti. Onlar da bir saatlik bir ikna çabasından sonra saat 2:30'da vizemizi alabileceğimizi söylediler. O saatte gittiğimizde daha önce kapıda titrememizi sevinçle seyreden güvenlik artık yukarıdan nasıl bir emir aldıysa bizi hemen içeri buyur edip "burada oturun da ısının" diyerek sözde insanlık gösterdi. "Bir daha olmasın vermeyiz" diyen içerideki yetkili hanıma özürlerimizi ve teşekkürlerimizi ileterek havaalanı yolunu tuttuk. 


Sonuçta 2:30'da vizeyi alıp 5:20'de uçağa yetiştik. Bir gün önce uçakların geneli iptal olduğundan AHL'de de problem olur diyorduk ama neyse ki orada gecikme yaşamadan içeri girebildik. 4 saatlik bir uçuşla Madrid ordan 40dklık bir aktarma ile de geceyarısı Valensiya'ya ulaştık.


O saatlerde metroyla bilmediğimiz bir şehirde otel aramayalım diyerek taksiye bindik. Daha önceden zaten aşağı yukarı taksinin 20€ tutacağını öğrenmiştim. Bir sürpriz de olmadı. Ve Hotel Catalonia Excalisior'a vardık. 56€ gecelik oda fiyatı ile oldukça uygun, temiz, ücretsiz Wi-Fi'li, direkt belediye sarayının bulunduğu şehrin en turistik caddelerinden olan Plaça de l'Ajuntament'in hemen yan sokağında bulunan otelimiz iyi bir seçim oldu.







Sabah ise önceliği Üniversiteyi bulmaya verdik. Öncelikle tüm toplu taşıtlarda geçen bir/iki/üç günlük satılan turist tickettan aldık. Bunun dışında bir alternatifiniz de tabacco shop'larda 10 binişlik satılan kartlar. Ancak turist ticket'ların başka bir güzelliği de müzelerin bir kısmına ücretsiz, bir kısmına da oldukça indirimli girmenizi sağlaması. Gerçi biz zamansızlıktan müzelere gidemediğimiz için 20€'a 2 günlük ticket alarak  bir yerde yanlış seçim yapmış olduk.


Şehrin en güzel toplu ulaşım yolu otobüs. Ancak tüm hatları bulabileceğiniz bir harita yok. O yüzden Wi-Fi bulduğunuz yerde google maps'den gitmek istediğiniz yeri seçip yol güzegahı istemekte fayda var. Size hem binmeniz gereken hat numaralarını hem de kaç dakikada oraya varacağınızı söylüyor. Yaşasın Google ve sevgili çocuğu Android!!







Universitat Politècnica de València şehrin biraz dışına kurulmuş her binası ayrı bir sanat eseri olan bir yer. Bizdeki üniversite binalarının halini düşününce aradaki fark çok uçuk. Jbid'i sunumu için bıraktıktan sonra ben de ya eski şehre ya da şehrin farklı bir ucunda kurulmuş olan Ciutat de les Arts i les Ciències(Sanat ve bilim Şehri) görmeye gidecektim. Nasıl olsa otel şehrin içinde diyerek oyumu bu ilginç yapılardan yana kullandım.


Imax sinemayı, Avrupanın en büyük akvaryumunu ve müzeleri barındıran bu alan Valensiya'da modern mimarinin geldiği noktayı görmek açısından mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Valensiya'da yaşasam her öğlen sandviçimi alır kendimi bir bilim-kurgu filminin içinde hissettiğim bu yerde oturur yerdim sanırım. Kısa zamanda o garip yapılara bakmaya doyamadığımı belirtmeliyim. 


Jbid döndükten sonra akşam ilk eski şehir içi gezimizi yapalım dedik. Daha önce internetten bulduğum gezi rotalarına uyarak en aşağıdaki tren istasyonu ve arenanın bulunduğu bölgeden yukarı manastıra kadar çıktık. Bu arada İspanya'nın yemek denince akla ilk gelen ürünü safranlı pilav olarak özetleyebileceğim paellamızı da yemeyi unutmadık.


İspanya'da hangi şehre giderseniz gidin mahalle restoranı tadında görünen tapas'cılara uğramadan dönmeyin. Buralarda hem paella hem de bizim meze diyebileceğimiz genelde deniz ürünleriyle yapılan tapas tabaklarından zevkinize göre seçip yiyebilirsiniz.


Şehre gelmeden önce güzel bir maç varsa stadı da görmüş olalım diyerek Valensiya'nın maçlarına da bakmıştım, ancak bulunduğumuz sırada herhangi bir karşılaşma görünmüyordu. Oysa o gece etrafı dolaşırken gördüm ki Valencia-Barcelona kupa maçı var imiş. Hatta bir kebapçının önünde Valencia F.C. formalı Türkler maçı nasıl alırız muhabbeti yapıyorlardı. Ben sitesine baktıktan sonra belli olmuş sanırım bu maç. Böyle de bir talihsizlik ile Barcelona'yı canlı izleme şansını bir kez daha kaçırmış oldum. Ancak Avrupa şehirlerinin en sevdiğim yeri olan Irish Pub'da Guinness birası eşliğinde maçı seyretmek de ayrı bir keyifti.







Tek boş günümüz olan bir sonraki gün de eski şehirde gezmediğimiz yerleri de görmeye harcadık. Valensiya İspanya'nın en büyük üçüncü şehri olmasına rağmen oldukça küçük bir şehir, 3 saatte bütün eski şehri  yürüyerek rahat rahat dolaşırsınız.  Onun dışında da Valensiya aslında bir yazlık yerleşim. Sahili oldukça ünlü. Bizim gittiğimiz bu dönem biraz da ölü sezonuydu. Normalde yazın gidilse deniz, güneş ve gece eğlenceleri eşliğinde güzel bir haftasonu geçirilebilir. Ancak yine de sırf bu şehri görmek yerine, İspanya'nın zevkini çıkarmak için Barselona-Madrid-Valensiya yapmakta daha büyük fayda var. 


Valensiya'ya yanımda 24-105 gezi lensim ve 50mm 1.4 prime lansim ile gittim. Oradayken 12-24'ümü bırakmanın da acısını çekmedim değil. Ancak gidip gitmeyeceğimiz bile belli değilken daha fazla yüklenmek de istememiştim. Çektiğim fotoğrafların daha fazlasını görmek için google+ 'a bakabilirsiniz...
  

1 yorum:

  1. Canımı çektirdin valla)) GPS'li bir tablet pc'in varsa co-pilot navigasyonu öneririm. Internet derdin olmadan rahat rahat gezersin. Biz Barselona'yı ve Avrupa'nın birçok şehrini elimizde tabletle dolaşmıştık.
    Bu arada Haziran'da Şanghay'da tekstil makina fuarı var. Tehçizatlarını toparla da atlayıp gidelim))

    YanıtlaSil