Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

28 Aralık 2012 Cuma

Beypazarı Gezisi


Büyük Havuç Heykeli

Hafta sonu PENFA grubu ile Beypazarı gezisi yaptık.  İstanbul’dan yaklaşık 5-6 saat süren yolu gece alarak sabahın ilk ışıkları ile orada olduk… diyemeyeceğim, çünkü o ışık bir türlü gelmedi. Soğuk, kapalı, karlı ve yağmurlu bir gündü bizi bekleyen.

Durum böyle olunca biz de bu tarihi yerleşimi gezebildiğimiz kadar gezip sonrasında ısınmak için farklı farklı mekanlarda çay, kahve içmeye verdik kendimizi. Yine de sevdiğim birkaç fotoğrafla döndüm geziden. Ne kadar yorulsak da iyi ki de gitmişiz.

Öncelikle Beypazarına daha girişte sizi kitsch bir havuç heykeli karşılıyor. 70’lerin uzaylı istilalı b filmlerinden fırlamış gibi duran bu heykelle fotoğraf çektirmeden dönmeyin. Böylece Beypazarı’nın önemli besin değerlerinden birinin havuç olduğunu anlıyoruz. Ancak etrafta herhangi bir havuç tarlası göremiyoruz. Havuç tarlası neye benzer bilir miyiz gerçi. Bugs Bunny çizgi filmlerinden kalan bir şekil var sadece kafamda.

Eski Osmanlı köy stilini koruyan mimarisi fotoğraflamak için güzel. Bir de tepede seyir alanı var ki güzel fotoğraflar çıkabilir. 

Biz de herkes gibi bilinen seyir alanına gitmek yerine kendimizi tam tersi yönde çıkan bir yokuşa atıyoruz. Yol üzerinde evler gitgide azalmaya başlayınca etraftaki çocuklara soruyoruz nerden gidelim diye. Onların yönlendirmesi ile kayalık bir tepeye çıkıyoruz ve buradaki muhteşem manzara ile geziyi de kurtarıyoruz.



Çocukların da fotoğraflarını çekerek amatör fotoğrafçının olmazsa olmazlarından birine imza atarak tepeden aşağı kendimizi atıyoruz. Öğlen olmuştur gidelim bir yemek yiyelim derken saatin daha dokuz olduğunu gören bizlerde bir hüzün beliriyor. Beypazarı havuç suyunun bol, saatin ise akmadığı bir memleket.


Neyse ki ısınmak için bir köşkün açık restoranına atabiliyoruz kendimizi. Gezinin bundan sonrası havuç lokumu, gözleme, havuç suyu ve Beypazarı kurusu gibi gıdaların tüketilmesi ile geçiyor.  Öğlen olunca geri kalan grupla da birleşerek Beypazarı’na çıkmamız gereken saatten de önce elveda diyoruz ve soluğu yol üzerindeki Nallıhan Kuş Cenneti’nde alıyoruz. Soğuktan dolayı etrafta herhangi bir kuş görünmese de bulutlu dağlarla bezeli benzersiz bir manzara var.

Burada kısa bir duraklama ile manzara çekerek İstanbul’a bu yorucu ve zevkli gezinin sonuna doğru yola çıkıyoruz.


Fotoğrafların devamına google + 'dan bakabilirsiniz. 

Yazar bu bölümde PENFA’nın ağır reklamını yapmaktadır;

Penfa, Pendik Fotoğraf Amatörleri  adıyla özellikle Pendik’li ve Anadolu tarafında fotoğrafla ilgilenenleri bir araya getirmeye çalışan bir oluşum. Kurucusu Recep Bey’in arkasına aldığı Pendik Belediyesinin de katkılarıyla hem haftalık toplantılar yaparak fotoğraf bilgisi verirken hem de çeşitli geziler ve sergiler düzenleyerek Pendikliyi fotoğrafla kucaklıyor.

Üye olmak için FB sayfası https://www.facebook.com/groups/penfa/
Ayrıca yeni yayına başlayan nur topu gibi bir fotoğraf paylaşım sitesi açtılar; http://www.penfa.net/

Gezi için PENFA’ya teşekkürlerimle…

18 Aralık 2012 Salı

PhotoWorld Gezileri Sergisi

Benim de aşağıdaki fotoğrafımla katıldığım, PhotoWorld Gezileri Sergisi bu Cuma açılıyor.


Sergi hakkında:


"Değerli Gezgin Dostlarımız

PhotoWorld Fotoğraf Merkezi olarak, faaliyete başladığımız mart 2010 döneminden bu yana yurtiçinde, yurtdışında ve İstanbul içinde yürüyüşlü olmak üzere pek çok gezi gerçekleştirdik. Pek çoğunuz ya bu gezilerden birine, ya birkaçına ya da tümüne katılarak keyif dolu anlarımıza ortak oldu. Şimdi bu gezilerde çekmiş olduğumuz fotoğrafları sevdiklerimizle ve fotoğraf meraklılarıyla paylaşma zamanı geldi.
Sergide 2011- ve 2012 yıllarında PhotoWorld gezilerinde çekilmiş olan 23 adet fotoğraf yer alıyor. Açılışımıza tüm fotoğraf dostları davetlidir."


Açılış Kokteyli: 21 Aralık 2012 Cuma, saat 19:00
Yer: PhotoWorld Fotoğraf Merkezi
Adres: Bahariye Caddesi Kuzu Kestane Sokak No: 16 kadıköy İstanbul
Tel: 0216 418 19 76

www.photoworldfotografmerkezi.com
www.photoworld.com.tr
www.facebook.com/photoworldfotografmerkezi
twitter.com/PhotoWorldTR

30 Kasım 2012 Cuma

Nedir Bu Lensbaby?






Sanırım bir yıldır peşinde olduğum Lensbaby’e sonunda kavuştum. Kısaca bu ilginç lensten bahsetmem gerekirse en önemli özelliği bükülebilir olması. Yani lensle bir noktaya netlik aldıktan sonra sağa-sola, yukarı-aşağı çevirerek netlik dışındaki bölgede giren ışığı ve görüntüyü bozmanızı sağlıyor.

Bu aslına bakarsanız yeni bir teknoloji değil. Uzun zamandır piyasada bulunan Tilt-Shift lens tekniğinin ilginç bir kopyası. Ancak Tilt-shift’in çıkış noktası olan perspektif bozulmalarını düzeltmek gibi bir kaygısı yok lensbaby’nin. Onun asıl meselesi fotoğrafçıya bükülme ile sağladığı bir özgürlük alanı ve hayal gücü.

Son yıllarda fotoğrafçılık alanında en beğendiğim inovasyonlardan biri oldu lensbaby. Özellikle tipi ilk başta plastik tüpten bir çocuk oyuncağı gibiyken composer ve composer pro ile oldukça profesyonel bir şekle girdi. Sweet 35 ve Edge 80 optikleri ile profesyonel çekimlerde kullanılacak kadar iddialı camlar üretmesi ile adından söz ettirmeye devam ediyor.

Lensbaby gövde ve camlar olarak farklı farklı kombinasyonlar sunuyor. Şu anda piyasada bulabileceğiniz Muse, Optic Swap System’i kullanan en düşük modeli. Ancak yeni çıkan Spark ile 80 usd’ye de bir lensbaby’e sahip olmanız mümkün. Muse ve Spark bükülme dışında netleme için geriye doğru çekilme gibi bir özellikle geliyor. Bir eliniz bu durumda sürekli lensin üstünde olmalı ki netlemeyi kaybetmeyin. Scout ise bükülemeyen tek lensbaby, ancak üzerindeki balıkgözü lens ile geniş açı sevenlere ucuz bir alternatif sunuyor.
Profesyonel seri composer ve composer pro ise lensbaby’nin amiral gemisi. Netleme halkası ve büktükten sonra sabitlemeye yarayan halka ile sistemin kullanımını bir üst aşamaya çıkarıyor. Seçeceğiniz bir lensbaby ile asıl eğlenceli kısma geliyoruz o da Optic Swap System. Bu sistemin özelliği lensbaby’nin gövdesinin içine istediğimiz optiklerden birini takabilmemiz. Double glass normal 50mm bir lens ve genelde gövdeyle birlikte kit olarak satılıyor. Ucuz alternatif olarak önerilebilir ancak can sıkıcı noktası diyafram halkalarını elle değiştirmemiz gerekmesi. Ben genelde 2.8’i kullandığım için şimdilik çok bir problem yaşamadım ama gezi sırasında falan değiştirmek biraz zor ve zaman alıcı olacaktır.



Yeni çıkan sweet 35 ve edge 80 ise asıl güzel optiklerimiz. Üzerlerinde diyafram halkalarını çeviren bir düzenekle geliyor, böylece o sıkıntıdan da kurtulmuş oluyoruz. Genel sokak çekimleri ve geziler için 35mm gayet kullanışlı bir lens. Portre ve detay için ise 80mm mükemmel. Hangi optiği alacağınız, sizin neler çekmek istediğinize bağlı olarak değişir.    

Bunlar dışında soft focus, pinhole, single glass gibi optikler de var. Seçenek çok, yeter ki siz yaratıcılığınızı konuşturun. Bir de sistemi kurduktan sonra macro converter’dan bokeh yaratmak için olan kitlere kadar zilyon tane oyuncak içinden seçim yapabilirsiniz.



Çekim için ise dikkat etmemiz gereken Lensbaby’nin tamamen manuel bir lens olduğu. Bu durumda fotoğraf makinemize taktığımız zaman diyafram açıklığını 0 görecektir ve otomatik modlarda çekim yapmanıza izin vermeyecektir. Ama hemen korkmanıza gerek yok. Makineyi manuel’e alın iso’yu biraz yükseltin şimdi shutter değerinizle oynayın. DSLR’ların gösterge panelinde -2’den +2’e giden bir bar vardır. Bir işaretcik görünür o barda. Siz shutterı ileri geri ayarladıkça ok da sağa sola gidecektir. Eğer tam sıfıra varırsa fotoğrafınız düzgün pozlanacaktır. Ancak ben yarım ya da bir stop yukarıda tutmanızı öneririm. Böylece biraz daha iyi bir ışık sağlarsınız. Bu tekniği tüm manuel lensler için kullanabilirsiniz.
Bir başka problem de tabii ki netleme kısmı. Yine manuel netleme yapmak size biraz zorlayıcı gelecektir. Burada da işin kolayına kaçmak isterseniz netlemeyi live view ekranından yapın ve netlediğiniz bölgeye zoom yaparak gerçekten netlenip netlenmediğini görün. Tabi obje çekerken bu iş kolay ama yolda yürürken böyle bir çekim yapmanız zor. O yüzden yavaş yavaş bakaçtan netlemeyi de öğrenmeniz gerekecek. Double Glass'da gördüğüm kadar netleme halkasının dönüşü zaten çok hassas değil, kısa bir turda bitiyor. 

O yüzden size tavsiyem burada Focus Stacking/Bracketing tekniğini kullanmanız. O ne derseniz kısaca yapmanız gereken şu, netlemeyi yaptığınızı hissettikten sonra seri çekime alıp halkayı döndürmeye devam edin. Böylece farklı netliklerde çekim yapmış olursunuz ve netliği yakalama şansınız artar



Türkiye’de dağıtımcısı olan Reproset ne yazık ki ürün getirmek konusunda fazla hızlı davranmıyor. Geçen Şubat Composer Pro ve sweet 35’i sormuştum gelince haber vereceklerini söylemişlerdi, hala haber bekliyoruz. O yüzden ben de composer ve double glass ile yetinmek durumunda kaldım.

Şu an için http://lensbaby.com ve http://lensbaby.com.tr ‘den tüm çeşitleri inceleyebilirsiniz. Facebook’tan da https://www.facebook.com/lensbaby.tr ‘den yenilikleri takip edebilirsiniz. Şimdilik lensbaby ile çektiğim fotoğrafları şurada  tutuyorum.

Herkesin yaratıcılığını konuşturabileceği bir lensbaby edinmesini umarım. Benimki ile çok iyi anlaştık. 


14 Kasım 2012 Çarşamba

Fotoğraf paylaşımı, fotoğraf eleştirisi ve eleştiriyi kabullenebilmek üzerine…

Sosyal Medya’nın hayatımızda bu kadar yer edinmesi ile fotoğrafçılar da bu gücün farkına vardılar. Facebook, twitter gibi paylaşım sitelerine yüklenen düşük kaliteli fotoğraflar bir yandan arkadaşlarının “on numara fotoğraf” yorumları ile gaza gelinmesine neden olurken bir yandan da gerçek fotoğrafın güzelliğini kırmaya başladı.

Yeni fotoğraf paylaşım ortamlarını bu yönden ikiye ayırmak lazım; birincisi sosyal medya üzerinden paylaşım ve ikincisi de oylama, puanlama ve beğeni üzerinden giden Flickr, 500px ya da ülkemizdeki örneklerinden fotokritik, fotoiz gibi sadece fotoğrafa odaklanan siteler.

Puanlama sistemi ile çalışan sitelerde fotoğraf eleştirileri genelde olumlu olur ve al gülüm ver gülüm ilişkisi hakimdir. Ancak belli bir izleyici kitlesine sahip olunca ve her fotoğrafınız bu kişiler tarafından favori listesine alınıp puanlamaya başlayınca iktidarın gücüne sahip olarak başka fotoğrafçıların işlerini kötüleme başlayabilir. Bu sitelerden gerçek bir eleştiri işitmek yine de çok olası olmasa da günün fotoğrafları arasında yer bulursanız mutlaka bir kısım iktidarın dikkatini çekip kötüleneceksinizdir. Ha bir de al gülüm ver gülüm ilişkisi ile fotoğrafçılık anlamında hiçbir değeri olmayan fotoğrafların anasayfalara çıkması(ki bu ne yazık ki sadece Türk sitelerinde gözlemlediğim bir gerçektir) fotoğraftan anlayan kullanıcılar tarafından tepki çekecektir.

Diğer yandan Facebook gibi popüler sosyal medya ortamlarında da fotoğraflarınız arkadaşlarınız tarafından genelde beğeni ile karşılanacak ve ego tatmini açısından size güzel bir ortam oluşturacaktır. Bu yüzden makinenizi aldığınız ikinci gün hemen kendinize “isim soyad photography” adında bir sayfa açacak ve bütün arkadaşlarınızı buraya davet edeceksiniz. Yapmayın dostum! Yapmayın canım! Bu sayfa sizin ve yakın arkadaşlarınızın dışında kimseye bir şey ifade etmiyor şu an. Bir pişin ortamda, sonra gerekiyorsa açarsınız(ki profesyonel olarak bu işe girmeyecekseniz de gerekmeyecektir)…

Facebook’da fotoğraf paylaşmanın bir yolu da çeşitli amatör fotoğraf gruplarına katılıp buralara fotoğraf yüklemek. Bu durumda çok farklı bir dünyaya da merhaba diyorsunuz. Puanlama yoluyla işleyen sitelerde gerçek yüzünü göremediğiniz insanlar burada birbirlerinin kafasını ezmek için an kolluyorlar. Genç fotoğrafçıların ruh hallerini görmek için bu gruplara ara sıra göz atmak gerek.

Bu kadar yazıdan sonra asıl gelmek istediğim yere sanırım vardım. Fotoğraf eleştirisi nedir? Nasıl yapılır? İyi fotoğrafçı iyi eleştirmen olabilir mi ya da iyi bir eleştirmenin iyi fotoğraf çekmesi gerekir mi?

Türkiye’de bu mecralarda görünen o ki neredeyse hiç kimse eleştirmeyi ve eleştiriye cevap vermeyi bilmiyor. Sadece tekniğe ve kompozisyon kurallarına bakılarak eleştiri yapıldığı sanılıyor. Kadraj dar, ufuk çizgisi eğik, net değil, altın kurala uymamış, patlamış, çok karanlık gibi kalıplaşmış cümlelerle eleştiri yapılmaz. Fotoğraf tekniği çok üstünde durulması gereken bir konu bile değildir. Zaten günümüzde fotoğraf makineleri tekniğin büyük bir kısmının külfetini üzerine alıyor. İlgili iseniz de fotoğraf tekniği öğrenmek 3-4 saatinizi alır en fazla.
Kompozisyona gelecek olursak ne kadar kuralları öğrenirseniz öğrenin görmeyi beceremiyorsanız o kurallar beş para etmez. Ayrıca iyi fotoğrafçı da kuralları yıkan ve yeni bir şey ortaya çıkarandır.

Fotoğrafı okumak, eleştirmek onu sadece bildiğimiz basit kurallar içine hapsetmek değildir. Fotoğraf sübjektiftir, kişiseldir ve o kişinin birikimi, okumasını etkileyen ana faktördür. Fotoğrafın hakları ne kadar fotoğafçının olsa da fotoğraf paylaşıma sunulduktan sonra artık ona anlam yükleyene aittir ve izleyici ile bağ kurarak onun geçmişinden beslenir.  

İnternette fotoğraf eleştirdiğini düşünenlerin en büyük sorunu, teknik içinde boğulup fotoğraftaki hissiyatı görmemeleri. Roland Barthes’ın fotoğraf üzerine geliştirdiği Punctum ve Studium kavramları bu konuda önem taşımaktadır. İlgilenirseniz Merenin fotoğraf günlüğü’nde bu konuda güzel bir yazı var. Daha çok ilgili iseniz de Barthes’in Camera Lucida’sını okumanız gerekir. Kısaca Studium fotoğrafa anlam kazandırma süreci iken Punctum fotoğrafı kişiselleştirmemizi, başkalarının onda görmediği bir anlamı yakalamamızı, ufak bir detayından etkilenip ona başka anlamlar yüklememizi ifade eder.


Sonuçta aslına bakacak olursak bir sanat eseri olan fotoğrafı eleştirmek için sanat tarihi konusunda az biraz bilgi sahibi olup özellikle de ünlü fotoğrafçıların nelerden beslendiğini bilmek lazım. Yoksa kulaktan dolma üç tane kompozisyon kuralı ile fotoğraf eleştirmeye çalışmak sizi komik duruma düşürdüğü gibi fotoğrafçıya da saygısızlıktır. Gerçekten fotoğraf eleştirisi duymak isterseniz İfsak gibi fotoğraf derneklerinin fotoğraf okuma günlerine gidin. Ufkunuz biraz olsun açılacaktır.

Diğer yandan fotoğrafçıya gelecek olursak burada da bu işe yeni başlayanların en büyük yanlışı arkadaşlarının beğenmesi ile kendilerini bulunmaz nimet sanmaları. Oysaki bir kısım arkadaşı onun fotoğrafını sadece ayıp olmasın diye beğenirken, diğer kısmının ise fotoğraftan anlayabilecek yeterlilikte bir gözü bile yoktur. Bu durum da kendini dışarı açınca eleştiri oklarının çevrildiği anda “beğenen beğeniyor! benim tarzım bu! daha iyisini çekebiliyorsan sen çek!” gibi abes savunmalara yol açıyor. Bir kere fotoğrafçı tarzını kendi belirlemez, yıllar içinde çektiği fotoğraflarda eğer izleyici bir imza bulabiliyorsa(ki kastettiğim photoshop’ta yapılmış bir imza değil) o zaman bir tarzı olduğundan bahsedilebilir.

Beğenmeyenin ise daha iyisini çekmeye ihtiyacı yoktur. Fotoğraf eleştirmeninin fotoğrafçı olmasına da gerek yoktur. Hatta kitapları ile fotoğrafçıların ufkunu açan Roland Barthes, Susan Sontag, John Berger gibi isimler belki iyi fotoğraf da çekebilecek donanımda olmalarına rağmen sanat tarihine katkıları o yönde olmamıştır.

Kendime gelecek olursam fotoğraf eleştirmeyi haddim olarak görmüyorum. Ama kendimce fotoğraf okumayı da severim. Zaten kötü fotoğrafın üzerinde durmadan geçerim, beni gerçekten heyecanlandıran bir fotoğraf olur ise de altına kısaca beğendiğimi belirterek çeken fotoğrafçının bunu bilmesini isterim sadece.

Özellikle yeni başlayan biri gelip de fotoğrafını eleştirmemi isterse de daha fazla çek derim. Ki mangal partisinde çektiği fotoğraflarını bana gösterip nasıl iyi bir fotoğrafçı olacağını anlatanlar, fikir isteyenler bile oldu. Toplum olarak eleştiri kaldırabilen bir ruh sağlığına sahip değiliz zaten. Bunun bilincinde olarak kimsenin fotoğrafçılığı hakkında konuşmak da istemiyorum.  Beğendiklerim zaten kendini biliyor ;)

6 Kasım 2012 Salı

Autoshow 2012 Fuar İzlenimleri


Bu seneki Autoshow Beylikdüzü’ne taşınınca açıkçası yol yüzünden pek de gidesim yoktu. Ancak Ankaradan gelen araba sevdalısı Yusuf Gençer söz konusu olunca tabii ki düştük yollara. Beklediğim gibi uzun bir yolculuk oldu. Metrobüs durağı hemen yanı başındayken araçla gitmek gibi bir saçmalığa imza attığım için yapımda ve yayında emeği geçen herkesten özür dilerim. Bir de Tüyap’ın otoparkları dolu olunca 20 TL gibi saçma bir para isteyen boş arazilere çekmek gerekti. Üstüne bir de trafikten kafayı sıyırmış bir Mini geri geri gelip bana bindirmeye karar verince fuar alanını gezemeden tüm enerjimi tükettim. Ufacık Mini’den şoförün dışında 5 çocuk çıkınca adamın intihar etmek istediği sonucuna da varmadım değil.



Neyse ki fuar öğrencilere bedavaymış da içime oturan otopark ücretini bir nebze de olsa hafifletti. Fuarın CNR’dan alınıp Tüyap’a taşınmasının en büyük artısı tabi geniş alana yayılmış fuar alanı olmuş. Onca kalabalığa rağmen rahat rahat dolaşabildik. Tabii lüks markaları incelemek için uzun kuyruklar vardı ancak onlara da dışardan bakarak geçtik.

Bol bol fotoğraf çektim. Tabi kalabalıktan istediğiniz kareleri yakalamak biraz güç olsa da elimden geleni yaptım. Bu tarz fuarlarda bilindiği üzere arabalar kadar yanlarındaki mankenler de dikkat çeker. Yabancı mankenler güler yüzle gelen ziyaretçilere poz verirken yerlilerin kaçacak delik araması bana hep ilginç gelmiştir. Bu fuarda da değişen bir şey yoktu. Fotoğraf çekildiğini gören Türk mankenler hemen bir yerlere saklanıyor ya da uzaklaşıyordu yabancılar ise sarılıp fotoğraf çektirmekten dahi kaçmıyorlardı. Bu konuda favori ödülüm Yusuf aracın içindeyken arabayla adeta aşk yaşayan Skoda’nın modeline giderken, koca makine ile yanlarında çekim yaparken gizlice çekim yaptığımı iddia edip sinirlenen Ford’un modeline de yılın Autoshow lalesi ödülünü vermeyi uygun buluyorum.



Favori araçlarım ise Mini, Fiat 500 ve yeni “yeni“ tosbağa Wolksvagen oldu.  Her şeyin küçüğü güzel ne de olsa.  Bu yıl elektrikli konsept araçlar da bir hayli çoğalmıştı. Ancak tipleri pek güven vermiyor bana(çok teknik bir analiz yaptım göründüğü üzere).

Hafta sonuna kadar sürecek bu eğlenceli fuarı İstanbul’da ikamet ediyorsanız mutlaka gezip görmelisiniz. Eğer görmediyseniz de şimdilik çektiğim fotoğraflarla idare edin.





Fotoğrafların tümüne google +'dan ulaşabilirsiniz.

18 Ekim 2012 Perşembe

DİKKAT ÇEKMEK İÇİN ÇEK PEMBEYİ


DİKKAT ÇEKMEK İÇİN ÇEK PEMBEYİ 
Meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek için 
20 Ekim saat 20.00’de  ‘’ çek pembeyi ‘’ 
İstanbul’un üç ikonik yapısı Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Boğaziçi Köprüsü ve Sapphire  İstanbul  meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek için 20 Ekim akşamı saat 20.00’de  pembe renge bürünecek.

MEMEDER bu farkındalık projesinde katkıda bulunmak isteyen tüm İstanbulluları  ‘’ çek pembeyi’’ etkinliğine davet ediyor. İstanbul’da yaşayanlar, 20 Ekim akşamı saat 20.00’de pembeye bürünen köprülerin ve Sapphire İstanbul’un fotoğrafını çekip info@memeder.org adresine yollayarak desteklerini gösterebilecek. Ayrıca hem Twitter’da  hem de Facebook’ta ’’  #cekpembeyi  ‘’ başlığı altında paylaşımlarını yapabilecekler. İstanbul dışında yaşayanlar ise kampanyaya herhangi pembe eşyalarının fotoğrafını çekip yollayarak katılabilecek. MEMEDER tüm fotoğrafları bir araya getirerek ‘’ Pembe Destek ‘’ afişi oluşturacak.


Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER), her sene Ekim ayı boyunca başta kadınlar olmak üzere tüm kamuoyunu meme kanserinde erken tanının önemi konusunda bilinçlendirmeyi amaçlayan ilgi çekici etkinlikler gerçekleştiriyor.  ‘Meme Kanseri Bilinçlendirme’ ayı etkinlikleri kapsamında bu sene İstanbul’un üç önemli yapısı kadınlar için “Pembe” renkle ışıklandırılacak.
Gerçekleştirilecek bilinçlendirme kampanyasına destek olmak isteyenler, 20 Ekim akşamı saat 20.00’de  pembe renge dönüşecek olan 3 yapının fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşarak desteklerini gösterebilecek. İstanbul’da yaşayanlar saat 19.15’ten itibaren pembe renge dönüşecek olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Boğaziçi Köprüsünü ve saat tam 20.00’de pembe olacak olan Sapphire İstanbul binasının fotoğraflarını çekerek Twitter’da’’  ve Facebook’ta  #cekpembeyi ‘’ başlığı altında paylaşabilecek. İstanbul dışında yaşayanlar ise kampanyaya kendilerine ait bir pembe eşyalarının fotoğrafını çekip yollayarak katılabilecek. Aynı zamanda çekilen resimleri info@memeder.com adresine de yollayarak ‘’Pembe Destek’’ afişinin oluşumuna katkıda bulunabilecekler.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Tekirdağ Fotofest Mola Fotoğraf Gösterisi

Pazar günü Tekirdağ fotofest için düştük yollara. Öncelikle şehre vardığımızda internet sitesinde Valilik Kültür Merkezi diye belirtilen yerin belediyenin son dakika CHP parti toplantısı koyması nedeni ile değiştirildiğini öğrendik. Yeni mekan sitede Tefsad binası olarak geçiyordu ama aslında orası da değilmiş,  asıl mekanı tamamen şans eseri önünden geçerken Fotofest yazan bir afiş gördüğümüz binaya bir bakalım diyerek bulduk. Bir kısım gönüllünün şehri tanıtıcı böyle bir organizasyon düzenlerken belediyenin destek olmak yerine problem çıkartmaya çalışması anlaşılır şey değil.

Pazar günü Tefsad Fotofest kapsamında yapmış olduğumuz fotoğraf gösterisini aşağıda izleyebilirsiniz. Sabit Kalfagil, Ali Öz gibi üstadların önünde fotoğraf gösterisi yapmak cidden terletti bizi. Tefsad organizasyona katıldığımız için bizi bir de plaketle onurlandırdı. Organizasyonu düzenleyen tüm gönüllülere içten teşekkürler.

Fotoğraflarımızı çeken ve bizi görmek için Lüleburgaz'dan kalkıp gelen Murat Örnek'e de ayrıca teşekkür ederim.

Anıl, Osman ve ben Plakete odaklandık 


10 Ekim 2012 Çarşamba

2. Uluslararası Tekirdağ Fotoğraf ve Belgesel Sinema Festivali



TEFSAD'ın düzenlediği 2. Uluslararası Tekirdağ Fotoğraf ve Belgesel Sinema Festivali 2012 13-21 Ekim 2012 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.

Festival'in basın bülteninden;

"Kemal ELİTAŞ’a…

Festival, yakın zamanda aramızdan ayrılan değerli hocamız Kemal Elitaş’ın kendi değimi ile “Fotoğraf Emekçilerine” armağanıdır.
“BENİM GÖZLERİM, SİZİN DÜNYANIZ”

Tekirdağ Belediyesi ve Tekirdağ Valiliği’nin katkıları ile 13-21 Ekim 2012 tarihleri arasında TEFSAD (Tekirdağ Fotoğraf Sanatı Derneği) düzenlenecek olan 2.Tekirdağ Uluslararası Fotoğraf ve Belgesel Sinema Festivali hazırlıkları son hızla devam ediyor. 164 sanatçı,14 Ülke, 15 İl, yüzlerce fotoğraf… 35 uluslararası ve ulusal fotoğraf sergisi, 53 fotoğraf gösterisi, 25 belgesel film,eğitim/seminer, video-art ve fotoğraf e-dergi tanıtımı ile sizleri bekliyor. Birbirinden değerli katılımcı ve davetli sanatçılarımız ile ilgili bilgiye aşağıdaki Fotofest sayfamızdan ulaşabilirsiniz."

Çeşitli fotoğraf gösterilerinin yapılacağı festivalde biz de fotoğrafçılık hobimde baştan beri bana destek olan Anıl Tamer Yılmaz, Osman Karamehmetoğlu ve Lokman Karaçuha ile birlikte MOLA isimli bir fotoğraf gösterisi hazırladık. Ayrıntılara şuradan bakabilirsiniz.

14 Ekim 2012 Pazar günü Tekirdağ Belediyesi Kültür Merkezi'nde, saat 14:30'da gerçekleştirilecek, 15 dakika sürecek gösteri için biz de pazar günü Tekidağ'da olacağız. Bizden hemen önce de değerli gazeteci Ali Öz'ün gösterisi var. Yolu Tekirdağ'dan geçen tüm fotoğrafseverleri bekleriz.


18 Eylül 2012 Salı

Pavli ve Edirne Gezisi



Bu yıl üçüncü ve büyük ihtimalle sonuncu kez Pavli Panayırı’na gittik. Panayır hakkındaki geniş yazıma şuradan ulaşabilirsiniz. Ben bu yılki maceramızdan bahsedeyim biraz. Sabah üç gibi arkadaşlarımla yola çıktık. Pavli’ye altı gibi varmış olduk. Amacımız sabah ışığında biraz fotoğraf çekebilmekti. Güzel bulutlu bir hava karşıladı bizi. Yavaş yavaş panayırı gezmeye başladık.


İlk şoku uzaylı katil sivrisinek saldırısı ile yaşadık. Oradakileri kandaki alkol oranından dolayı pek sokmuyorlarmış ama bizim gibi İstanbulluları yakalayınca affetmediler. Öğlene kadar kaşındık ve şişliklerimize kolonya bastık(doğaya çıkan şehirlinin dramı).

Pavli panayırına çadırlarda kalarak geçirenler henüz uyanmadan etraftaki köpeklerle oynadık biraz. Gün hafif hafif açmaya başlayınca da panayır sakinlerinin pazarı açmasını izledik.

Bu arada 40mm pancake lensimi deneme imkanım oldu bol bol. Lens gayet kullanışlı özellikle sokak fotoğrafları için çok başarılı. 5 d mark ii'i bile ufaltıyor. Ancak netlik olarak tabii ki 50mm f1.4 kadar keskin değil. Filmli makine keskinliği var gibi lenste sanki. Cam gibi fotoğraflar çıkmadı, belki benim de alışmam gerekiyordur. Özellikle %100 crop ile bakılınca fark anlaşılıyor. Yine de günlük kullanım için son derece rahat ve güzel bir lens. 35mm ve 50mm için para ayıramıyorsanız bu lensi denemelisiniz.

Saat dokuza geldiğinde etrafta daha çok fotoğrafçı vardı. Her çocuğa yaklaşık 10 fotoğrafçı düşüyordu diyebilirim. Neyse ki biz erkenden insanları çekmiştik de fazla aralarına girmeden kurtardık kendimizi.


Panayır ruhunu yavaş yavaş teslim ediyor. Bunun en büyük göstergesi 8d sinema salonuydu herhalde. Panayırın asıl sahipleri azalmıştı ancak fotoğraf çekmeye gelenler artmıştı. İstanbul’dan tanıdığım fotoğrafçıların çoğunu gördüm diyebilirim. Bu durumda da ortamın pek bir espirisi kalmıyor. Biz de daha öğlen olmadan sıkıldık ve buraya kadar gelmişken Edirne’ye kısa bir tur yapmaya karar verdik.

Kısa bir yolculuk ile Edirne’ye vardık. Daha şehre girerken Camiilerin minareleri sizi karşılıyor. Yapıların heybetinden etkilenmemek mümkün değil. Park edince İlk yaptığımız Bizim Ciğerci’ye oturmak oldu. Gerçekten Edirne’de ciğer yemeyen ciğer yedim demesin. O kadar söylüyorum. Köftesi de güzel ama ciğer varken pek bir albenisi olmuyor. Bir de yoğurdu mutlaka tatmalısınız. Ben araç kullanıyorum ve zaten akşamdan uykusuzum diye abanamadım yoğurda yoksa Selimiye’nin çimlerinde akşama kadar sızardım.

Yemek molasından sonra Meriç kıyısına köprüleri çekmeye gittik. Zaten geziden içime sinen tek kare de burada çıktı.

Buradan sonra son durak olarak Selimiye Camii’ne gittik. Benim aklımda Camii ziyareti olmadığı için şort giymiştim ve bu nedenle içeriye girmeyip çayırlara uzanmayı tercih ettim. Bir de dışarıdan Mimar Sinan’ın en uçuk işlerinden olan Camii’yi çektim tabii ki. Aşağıdaki fotoğrafı arkadaşın 8-16mm balıkgözü lensi ile çektim. Gerçekten çok eğlenceli bir lens. Bu arada biz saygımızdan şortla girmezken millet askılı tişört ve mini mini eteklerle içeri girmeye devam ediyordu. En sonunda Hoca hoparlörden sitemkar bir şekilde nerede olduğunuzun farkına varın gibi bir anons yaptı da çıktılar. Biz ne zaman bu kadar saygısız olduk acaba?

Anıl'ın gözünden Selimiye

Selimiye Camii ziyareti ile kısa Edirne gezimizi bitirip dönüş yoluna geçtik ama aklımız kaldı Edirne’de. Daha bir dolu görmek istediğimiz yer vardı. En kısa zamanda daha uzun bir gezi için tekrar gidilecek yerler listesine alındı.

Google+'dan Pavli ve Edirne fotoğraflarını izleyebilirsiniz.

P.S. FATİH ŞAHİN DE ORADAYDI(oldu mu böyle?:))

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Fotografium “İnsan” Konulu Fotoğraf Yarışması


Fotografium Facebook sayfasında düzenlenen  “İnsan” konulu yarışmada Göynük'te çektiğim fotoğraf ile birinci oldum. Fotografium'a, oy verenlere ve jüriye teşekkürler (Uzun bir teşekkür listesi hazırlamıştım ama orkestra girince konuşmamı tamamlayamadım).
Sonuç sayfası...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Daha Net Fotoğraflar İçin 10 İpucu


Her amatör fotoğrafçının hayali makineye, lense harcadığı paranın karşılığı olarak çektiği fotoğraflarda yüksek netlik yakalamaktır. Ancak ilk denemeler hep hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Makineyi, kullanılan lensi tanımadan otomatik modlarda National Geographic’e girebilecek fotoğraflar yakalamak çok uçuk bir hayaldir.

Şunu da söylemek isterim ki günümüzde fotoğrafçılığın geldiği noktada netliğe gereğinden çok fazla önem veriliyor. Bir fotoğrafta en önemli şey izleyiciye verdiği duygudur. Bu duyguyu netlik vermez, konu verir. Şimdi sizlere anlatacaklarım belki net fotoğraf çekmenize yardımcı olacak ancak iyi fotoğraf çekmenize değil. Bunu bir kenara not edin...

Haydi başlayalım;


1.Prime lens / Zoom lens
Sabit odaklı lensler normal zoom lenslere göre her zaman daha başarılı sonuçlar verir. Bu yüzden profesyonel fotoğrafçılar genelde 35mm, 50mm, 85mm v.b. lenslere güvenirler. Hem bu lensler hızlı dediğimiz 1.4,1.8 gibi f değerlerinde fotoğraf çekebildikleri ve daha ucuz oldukları için tercih sebebidir. Ancak tabii 70-200 2.8 gibi L serisi bir zoom lensiniz varsa oldukça net fotoğraflar çekebilirsiniz. Yine de genel olarak tavsiyem zoom lensleri bir kenara koyup, mümkün mertebe sabit odaklı lenslerle çalışmanızdır. İleri geri hareket ederek hem biraz da spor yapmış olursunuz.


2.Lensin ve Makinenin sınırlarını zorlamayın!
Lensiniz en açık ve en kapalı diyafram değerlerinde çok iyi sonuçlar vermeyecektir. Örneğin f22 ile çektiğiniz bir manzara fotoğrafı f16’ya göre daha kötü sonuç verir. Ya da f1.4 ile çekilen bir portre fotoğrafı f2.8’e göre çok daha yumuşak bir keskinlik verecektir. Aynı durum makineniz için de geçerlidir. Lensin ve makinenin en iyi değerlerini bulup ona göre ilerlerseniz daha başarılı fotoğraflar çekebilirsiniz.

3.Netlikte en önemli etken; Işık!
Fotoğraf ışıkla resmetme sanatıdır. Bu durumda ortada ışık yoksa fotoğrafın da olmayacağı aşikar. Işık kaynağımız fotoğrafın kalitesini doğrudan etkiler. Basit olarak söylemem gerekirse ışığı yandan almak her zaman daha iyi sonuç verecektir. Işığı görmeyi öğrenin. Daha kadrajı düşünmeden güneşin açısına, bulutlara, ışığın sertliğine bakın ve ona göre karar verin. Ortam ışığı müsait değilse flash, reflektör gibi ek malzemeler kullanın. Işık çok derin bir konu olduğu için şimdilik burada kesiyorum.

4.Sallanmayın, nefes almayın!
Netlik takıntınız varsa en büyük yardımcınız tripod olacaktır. Sürekli tripodla gezmek tabii zor bir iş ancak özellikle manzara çekiyorsanız fazla da bir seçeneğiniz yok. Tripod, monopod yoksa bu sefer etrafta yaslanacak duvar, makinenizi üstüne koyabileceğiniz bir masa v.b. şeyler arayın. Kendinizi dengede hissettiğinizde netleyin, nefesinizi tutun ve fotoğrafı çekin.

5.Odak uzaklığı enstantane ilişkisi
Odak uzaklığı ve enstantane arasında fazla bilinmeyen ama aslında çok ateşli bir ilişki vardır. Kural şu; enstantane değeriniz odak uzaklığından daha aşağı düşerse fotoğrafta netlik kaybı olacaktır. Örneğin 200mm ile çatıya konmuş bir martıyı çekiyoruz. Shutterımızı minimum 200-250 aralığında tutarsak fotoğrafta netlikten söz edebiliriz ancak 1/125 gibi bir değerde flu olacaktır. Martı havalandığında ise bu sefer kural odak uzaklığının iki katıdır yani 1/400 gibi bir değere çıkmalıyız en az. Hıza göre enstantane daha da artacaktır.

6.Yüksek ISO mu düşük ISO mu?
Film zamanlarında böyle bir problem yoktu. 100 ya da 400 ASAlık filmi aldıktan sonra bir daha arkamıza dönüp bakmazdık. Ancak yeni teknolojide ISO fotoğraf kalitesinde çok önemli bir değer oldu. Kısaca söyleyeceğim şudur, ışık kaynağı iyi ise ISO düşük olsun fotoğraf daha net daha kaliteli olsun ama ışık kaynağı kötü ise ISO yükselsin fotoğraf daha net ama kalitesiz olsun. Yine de daha önce belirttiğim gibi makinenin sınırlarını da zorlamayın. Gün içinde ISO’yu 400lerde tutmak gözle görülür bir kalite kaybına neden olmaz. Işık az ise de makinenize göre 1600 3200 aralığından çok yukarı çıkmayın.

7.Netlik noktası ayarları
Netlik noktaları keskin fotoğraflar için ilk öğrenilmesi gereken ayarlardan biridir. Keskin fotoğraflar için öncelikle otomatik netliği bırakın ve tek noktadan netlemeye alışın. Bir fotoğrafta benzerlerinden yakında, daha büyük, farklı renkli v.b. gibi etkenlerle ayrılan nesne net ise o fotoğraf nettir! Bu durumda o nesnenin net olabilmesi için tek noktadan netlemeniz gerekir. Eğer konu netleme noktalarının dışında kalıyor ise yapmamız gereken netleme noktasını konunun üzerine getirerek yarım basarak netlik alıp parmağımızı kıpırdatmadan yeniden kadrajı belirlemek olacaktır. Ancak diyaframımızın çok açık olduğu f1.4, f1.8 gibi değerlerde yeniden kadrajlamak da keskinliği yok eder.
8.Ayna Kilitleme
Yine fazla bilinmeyen DSLR ayarlarından biri de ayna kilitlemedir. Makinemize “çek” komutunu verdiğimiz anda bir ayna açılıp kapanır ve bu makine içinde bir titreşime neden olur. Bu milimetrik kaymadan kurtulmak için yapmamız gereken manueli okuyup “mirror lock-up” ayarını bulmak olacaktır. Bu ayar biz çek komutunu vermeden aynayı açarak bu titreşimi önler ve daha net fotoğraflara doğru el ele vererek yelken açarız bilinmezliğe(sıcak bastı sanırım).

9.Raw çekin!
Fotoğrafla ilgili her 10 ipucu yazısında olmazsa olmaz kural raw çekmektir. Raw fotoğrafın ham hali demektir, kendi başına aslında jpegden daha yumuşak durur ancak oyun hamuru gibi oynayarak onu istediğimiz netliğe getiririz. Diğer ipuçlarında fotoğrafı çekerken uymamız gereken kuralları belirtmiştim ancak çekimden sonra fotoğrafı işlediğimizde bize yardımcı olacak en önemli etken raw çekimdir.

10.Titreşim önleme
Lensinizde IS/VR gibi bir ayar varsa elde çekimlerde netlik için bize çok yardımcı olacaktır. Ancak makineyi tripoda koyduğumuzda titreşim önlemeyi kapamamız gerektiğini unutmayın. Burada mantığını anlatmak çok uzun sürer. Sony gibi bazı markalarda makinenin gövdesinde genelde ise lensin içinde bulunan bu ayar bize bir iki stop kazandırmaktadır. Özellikle düşük ışıklı ortamlarda çok işimize yarayacaktır bu teknolojik nimet.

Burada diyafram ile net alan derinliği konusuna girmedim. Onu da başka yazılara saklayalım...

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İki Kıta Bir Yarış



Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından “Herkes İçin Spor” sloganına uygun olarak organize edilen 24. Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışması yapıldı. Ben de fotoğraf yarışması da olacağını duyarak kulaçlarımdan çok fotoğraflarıma güvendiğim için makinemi kapıp Kuruçeşme'ye doğru yola çıktım.



Pazar sabahı ile oldukça yoğun bir ilgi vardı. Gerçi yarışmacılar, aileleri ve fotoğrafçılar dolmuştu Kuruçeşme'ye erken saatlerde. Fotoğraf yarışması için kaydımızı yaptırdıktan sonra saat 9 gibi fotoğrafçılar için ayrılan motorlara binerek bitiş alanından başlangıç alanı olan Kanlıca'ya doğru ilerlemeye başladık. Kayıt sırasında makinemi göstermemi isteyen görevli 70-200 ile bazukaya benzeyen mark II'i görünce "Kusura bakmayın dijital makine ile yarışmaya girmeye çalışıyorlar da..." deyince benim de Kayahan gibi "Atın beni denizlere" diye bir şarkı söyleyesim gelmedi değil.







Biz daha yola çıkarken kürekçiler yarışa başlamış ve bitişe yaklaşmışlardı bile. Kanlıca'ya vardığımızda yaşlara göre ayrılan üç grup yüzme yarışçısı için start verildi ve biz de deklanşörlerimize sarıldık. Binlerce deklanşör sesi sahil güvenlik helikopterinin sesini bile aşıyordu neredeyse. Sıcaktı ve deniz dibimizdeydi, insanlar yüzüyordu biz de onlara bakıp fotoğraflarını çekebiliyorduk imrenerek.

Seneye biraz daha kilo verebilirsem yüzen tarafta olmayı aklıma koydum. Güneşin en dik geldiği saatlerde yapılan etkinlik fotoğrafçılar için pek de tatmin edici olmuyor tabii ki. Yine de bol bol fotoğraf çektik ve bitiş çizgisine gelerek festivale dönüşmüş bu sportif olayın şahitlerinden biri olmanın hazzını yaşadık.

Yüzme yarışlarını üst üste 3. kez Galatasaray'lı yüzücü Hasan Emre Musluoğlu kazandı. Genel klasmanda ikinciliği Rusyalı Evengy Bezruchenko elde ederken, İngiltereli William Ellis ise üçüncü oldu. Yarışlara 40 ülkenden yaklaşık bin 200 sporcu katıldı. Kaç fotoğrafçı olduğu ise bir muamma.












Yarışma hakkında daha fazla bilgiye http://www.bogazici.cc ve http://www.2kita1yaris.com sitelerinden ulaşabilirsiniz.


Daha fazla fotoğrafa google+ 'dan bakabilirsiniz.





10 Temmuz 2012 Salı

Pendik Fotoğraf Amatörleri Sergisi


Benim de bir adet fotoğraf ile katıldığım Pendik Fotoğraf Amatörleri 3. karma sokak sergisi 10 – 19 Temmuz tarihleri arasında Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi önünde görülebilir.


Sergi, daha fazla Pendikliye ulaşabilmek amacıyla akşam geç saatlere kadar açık kalacaktır. Sergide 50 fotoğraf gösterime sunulacak, sanat sokağa inmeli parolası ile yola çıkan grubun amacı, fotoğraf konusunda  aktif çalışmalar yaparak Pendik’te sanat adına adımlar atabilmektir.