Öne Çıkan Yayın

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

24 Mayıs 2011 Salı

Kapadokya; bir yolculuk ve yorgunluk hikayesi

Haftasonu Ekşisözlükten bir arkadaşımızın düğünü için Kayseri'ye gittik. Kına ve düğün sonrası Kayseri'ye kadar gelmişken peri bacalarını görmeden olmaz dedik ve araç kiralayıp iki araba vurduk kendimizi Ürgüp, Göreme ve Nevşehir yollarına.
Bu fotoğrafta 3 farklı pozlamayı birleştirerek HDR yaptım. İleride tekniklere girdiğimde anlatırım.

İlk durak yol üstündeki Peri Bacaları oldu. Burada 12-24 mm lens almış olmamın mutluluğunu yaşadım ilk defa. Geniş geniş bütün manzarayı çektim. Son zamanlarda moda olan tarihi eseri itermiş, tutarmış-yalar, yutarmış gibi yapmalı saçma fotoğraflar bile çektim.
Bacaya sıvaz adlı sanat eserim.
7 Müreller

Bir başka güzellik ise buradaki ufak pazarda dikkatimizi çeken ev şarabı bulunur yazısıydı. Hemen içeri attık kendimizi. Bakkal gibi duran bu yerin sahibesi ablamız hemen elimize çeşit çeşit şarapları tutuşturdu. Tabii araba kullandığım için tadımlık aldım ama daha ilk damlada vurulduğumu söylemeliyim. Bunca yıllık içiciyim ben böyle şarap tatmadım sevgili okuyucu. Üzüm ve ahududu şarapları çok tatlıydı. Kavun şarabı ise asitli geldi, güzeldi ama favorim olamadı. Buradan 3 şişe şarap alıp yolumuza devam etmeyi uygun gördük. Ablamız kartını da verdi(gerçi kendi kartı kalmadığı için nedendir bilinmez bir berber kartı verdi) kargo yapıyorlarmış, en kısa zamanda bir siparişim olur.
Göremeyi görmek

Hayaletli fotoğraf

Oradan Göreme Açık Hava Müzesi'ne girdik. Ben de 15TL girişe vermektense 20TL verip müze kart almış oldum. Böylece daha sonra girdiğimiz Kaymaklı Yeraltı Şehri ve Ihlara vadisi de bedavaya geldi. Göreme Açık Hava Müzesi bölgenin en turistik yeri. Ben de bu yüzden bu tarz yerlerde pek rahat etmiyorum. Onu çekmek yasak bunu çekmek yasak. Deveyi çekmeye bile adam para istedi (Ben yine de sizler için gizli bir çekim yaptım). Yerleşim olarak güzel ama işte para basma makinası olarak görüldüğünden manzaraya bakıp devam ettim.
Çekmesene Kardeşim, Bak Hala Çekiyor!!

Buradan ayrıldıktan sonra günlerin yorgunluğu üstümüze çöktüğünden Avanos'daki otelimize doğru yola çıktık.  Otele varınca hemen odalara dağıldık. Sözde  7 gibi çıkıp günbatımını seyretmeye Kızıl Vadiye gidecektik ama uyku galip geldi. Akşam yemeğinden sonra aldığımız üç şişe şarabı arkadaşlarla iç edip bir sonraki günkü yolculuk planlamasını yaptık.
Eskiden komşuluk böyleymiş

Az bir zamanda çok şey görüp akşamki uçağa yetişmek istiyorduk. Planımıza göre Kaymaklı Yeraltı Şehri, sonrasında Ihlara ve Mustafapaşa adlı eski Rum köyünden sonra Kayseri'ye doğru yol almak mantıklı idi. Sabah olunca otelden bir bölge haritası alarak planı tekrar kurguladık ve Kaymaklı'ya doğru yola çıktık. Bölgenin en önemli yer altı şehirleri Derinkuyu ve Kaymaklı'da bulunuyor. Biz sadece birini seçebileceğimizden yakın olanı seçtik. Yeraltı şehri tam FRP oynamalık bir mekan. Elime Sting'i verseler Dwarfların yaptığı mağaralara girmiş Hobbit Frodo gibi dolanırdım içeride. 4 kat inilebilen şehirde bayağı dar deliklerden geçip finişe ulaştık. Bir yerden sonra geri de dönülemediğinden ya seve seve ya bata çıka(as you understand) o deliklere girmek gerekiyor.

This is Ihlaraaa!


Kaymaklı'dan Ihlara otelin verdiği haritaya göre yakın durduğundan hala mantıklı bir yön gibi geliyordu. Biz de bastık gaza. Ama az ilerideki çıkışta Ihlara 58 km yazınca hatamızı anladım. Yine de tekrar program yapmakla zaman harcamamak için ilerlemeye devam etttim. Bozuk yollar nedeni ile bir saati biraz aşan yolculuğumuz müthiş Ihlara manzarası ile mutlu sona ulaştı. Ihlara aslında bir yürüyüş rotası ve girince uzun bir zamanınızı alacak bir parkura sahip. Biz tabii üşengeçlikten ve zamansızlıktan ancak birkaç merdiven aşağı inip tekrar yukarı çıktık. Vadim o kadar derindi ki diyerek turu tamamlayıp hemen yukarıdaki restoranda bira patates olayına giriştik.

Ihlara'dan çıkarken bir de ne görelim eski Fenerbahçe yöneticisi ve başkan adaylarından, kafadaki rakı görüntüsü ile hafızalarımıza kazınmış sporun ve alemcinin dostu Vefa Küçük. Hemen başganım başganım diyerek yanına sokulup fotoğraf çektirdik tabii fırsattan istifade. Akşamki şampiyonluk şansımızla da ilgili ufak bir değerlendirme de yaptık.

Ihlarada sonra önümüzde iki yol vardı. Hemen Mavi Sakal'dan iki yol var demiştin hangisini seçeyim sountracki ile karar verme aşamasına geçtik. Ya Nevşehir-Ürgüp üzerinden geldiğimiz yoldan devam edecektik ya da daha kısa gibi görünen köy yollarını kullanacak ve Mustafapaşa'ya varacaktık.
Kiliseden devşirme Camiilerimize güzel bir örnek

Biraz da benim "Aga o yol çok uzun" diretmelerim sonucu bir de gideceğimiz yönde mavi Kayseri tabelası görmemizin verdiği cesaretle kısa yola saptık. Bu yol bana hayatımda görmediğim güzellikte bir tabiatın da kapısını açtı. Önce Ihlara gibi kanyonların içinden geçtik sonra delice yağan yağmurun içinden orman yollarına saptık. Sürekli vadilerden indik, o kadar çok indik ki bir zebani bize cehenneme hoş geldiniz dese yadırgamayacaktım. Bu yol haritada da görüleceği üzerine Tilköy, Güzelöz, Taşkınpaşa, Baraj ve Mustafapaşa olarak devam ediyor. Her bölge ayrı bir güzellik. Bence buralara gelince hiç turistik gezilere falan girmeyin sadece bu dediğim yola girseniz yıllık mutluluk deponuzu doldurursunuz. Biz ancak Mustafapaşa'da bir nefes alımlık durabildik ancak diğer köyler de yol üstünde göründüğü kadarı ile oldukça güzeldi.


Mustafapaşa mübadeleye kadar Rumların yaşadığı bir köymüş. Aziz George, Aziz Vasilios ve Aziz Stefanos Kiliseleri gezilebilir. Dar sokakları ve renkli evleri ile pek şirin bir yerleşim. Hemen meydanda bulduğumuz kafenin üst katından manzarayı izleme şansımız oldu. Daha çok keşfedilmemiş bir yer ama turist akınına hazırlanıyor gibiler. O yüzden elinizi çabuk tutun.

 Çıkartmayı düşündüğümüz Rock albümü için iki poz çekmesem olmazdı.

Buradan sonra Kayseri'ye doğru yola çıktık. Kayseri'de hemen konu komşuya dağıtmak için sucuk, pastırma alışverişimizi de yapıp havaalanına geçtik. Amacımız maçı digiturk webtv'den seyretmek sonra da uçağa binmekti. Ama tabii son maç olduğu için webtv doğru düzgün çalışamadı ve çöktü. Hat yavaşlığından da bir türlü düzgün bir yayın alamadık ve eski usül radyo yayınına geçtik. Uçağa binerken son 10 dakika oynanıyordu ve durum 2-4 idi. Geçen seneki gibi erken sevinmeyelim diye uçak inip telefonlardan skoru öğreninceye kadar sesimizi çıkarmadık. Sabiha Gökçen'e inince de şampiyonluk kutlamaları başlamıştı. Kadıköy'e zorlu bir yolla varabildik ama neyse ki millet caddeye akın ettiğinden sonrasında eve rahat geçtik. Böylece bir haftasonunda hem arkadaşı evlendirip hem şampiyonluğu kutladık arada da saklı cennetleri görmüş olduk.

Her efsanenin bir başlangıcı vardır!

Bu blogda başka yerlerde yazamadığım anılarımı ve özellikle fotoğrafçılık konusunda birikimlerimi paylaşmak istiyorum. Bazen teknolojik alet edevatlarla ilgili düşüncelerimi bazen de kılıç kullanımının dünya nüfus artışını azaltmadaki öneminden dem vurabilirim. Tamamen o günkü ruh halimle alakalı.

Ben kim miyim? Türkiye'nin en çok okunan sinema bloglarından Öteki sinema'nın editörlerindenim. Fotoğraf çekmekten ve izlemekten, öykü yazmaktan hoşlanırım. Sinemadan ve müzikten biraz da olsa anlarım.  

http://masisusenmez.com/