Öne Çıkan Yayın

Vivian Maier, Bir Otoportre İncelemesi

17 Aralık 2011 Cumartesi

Fotoğrafta Doğru An

Ben bir fotoğrafçıyım. Elitist bir tavır peydah oldu bu aralar. Sanki fotoğrafçı olmak çok üst bir mertebe olmalıymış gibi. Koca koca makineleri boynuna asmış insanlar birbirlerine üstten bakıyorlar. Sen mi fotoğrafçısın ben mi? Fotoğrafçının iyisi değil konu, fotoğrafçının kendisi. Sanki lensin boyu ile ölçülüyor fotoğraf sanatındaki yerimiz. Freud yaşasa bu durumu kesin penis ile bağdaştırırdı(her durumda olduğu gibi).

Oysa fotoğraf, sanatın demokratikleşmesi ve halk kitlelerine yayılması için bulunmuştur. Başka hiç bir sanat dalında bu kadar çok ürün üretilemez. Ancak sanattan bahsedebilmek için fotoğrafın mekanikliğini aşıp duygularımızı harekete geçirmesi gerekir.

Fotoğrafçı olmak herhangi bir fotoğraf makinesine sahip olduğunda başlar. Bakaçtan dünyayı görmeye başladığında bir fark yaratabiliyorsan eğer, fotoğraf sanatçısı da olabilirsin. O farkı yaratmak için önce seni heyecanlandıran bir konu bulman gerekir. Eğer çektiğin fotoğraf seni bile sıkıyorsa başka konulara kaymalısın.

Çoğunlukla makinemi yanıma aldığımda sürekli açık tutar, ayarlarını önceden yapar ve dolaşmaya başlarım. Bazen makineyi hiç kullanmam bile. Umutsuzluğa kapılmaktansa çevreyi incelerim. Kahve içen bacak bacak üstüne atmış kız, dükkanın önünde tavla oynayarak şakalaşan amcalar, banka oturmuş sevgililer gibi hayatın içinden her şey konum olabilir. Dikkatimi çeken bir şey olursa makinemi kaldırır ve hemen çekerim. Bazen makinem gözüme bile gitmez, o anı yakalamak için sadece düz tutmaya çalışır ve olduğu yerden fotoğraflarım.



Bu fotoğrafı da Kadıköy'den Hasanpaşa'ya doğru yürürken, tam da artık bir şey çekemem dediğim sırada, karşımdan gelen tramvay'ı sırf eğlence olsun diye kadrajlamak isterken çektim. Tramvay bana geliyordu, önümde insanlar vardı, hatta asıl amacım insanları flu, tramvayı net çekmekti. Ama ortaya çıkan iş hiç de istediğim gibi olmadı, insanlar çekildi, bari sadece tramvayı çekeyim derken bir anda bir köpek yola indi. Bu dediklerim toplamda 3-4 saniye sürmüştür. Eğer ilk saniyede pes etmiş olsam bu fotoğraf da olmayacaktı.

İşte fotoğrafı değerli kılan "o an"ı yakalamış oldum. Henri Cartier Bresson'un ünlü The Decisive Moment'ı(Karar Anı) tabiri benim için bu yüzden fotoğrafta olmazsa olmazdır. Tabii ki sokak fotoğrafı için daha da önemlidir. Çünkü tam o anda fotoğrafı çekmez iseniz artık çok geç kalmışsınız demektir. Benim için fotoğraf doğru anları kovalamaktır.

Dünyada tam ve doğru ana sahip olmayan hiçbir şey yoktur – Kardinal de Retz