Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

5 Eylül 2011 Pazartesi

Kafa dinleme mekanı Bozcaada


Bu yaz tatilimizi tekrar Bozcaada’da geçirmeye karar verdik. Daha önce iki kere gittiğimiz bu şirin adaya bu sefer bir farkla, on altı aylık kızımızla gidecektik.

Öncelikle ilk defa bebekle tatil yapma fikri biraz korkutucu görünse ve tecrübesiz olsak da olabilecek aksiliklere hazırlıklı olarak tüm teçhizatı toplayıp düştük yollara. Sabah 5 gibi yola çıktık. Bilmeyenler için güzergah Tekirdağ üzerinden Eceabat, buradan karşıya geçiş ve Geyikli’den tekrar feribotla adaya geçiş şeklinde. Bu sene Gestaş tatilcilere bir de güzellik yapmış ve Eceabat’tan aldığınız indirimli bilet ile Bozcaada dahil gidiş dönüşü 80tl’ye getirmeniz mümkün olmuş.

Kızımız Eceabat’a kadar deliksiz uyduğu için rahat bir yolculuk oldu giderken. Zaten yolları da bildiğimden fazla problem çekmedim. Gerçi Tekirdağ ayrımını sabahın köründe kaçırıp tekrar o yola bağlanmak için Çorlu’ya girmem gerekti ama çok da fazla bir zaman kaybı olmadı. Toplamda 5.5 saate yakın bir yolculuk ile Geyikli iskelesine vardık. 11 vapuruna yetişmek için biraz da acele ettim ama her sefer olduğu gibi bu sefer de vapura saatinde gitmiş olsam da yer olmadığından kapıda kaldık. Hafta içleri 2 saatte bir hafta sonları da saat başı feribot var. Biz de moralimizi fazla bozmadan bu 2 saatlik boşluğu iskelenin yakınındaki dinlenme tesisinde ve plajda geçirmeye karar verdik.


Önceki ziyaretlerimizde tarihi sokakları gezmeyi ve fotoğraflamayı sevdiğimden merkezdeki pansiyonlarda kalmıştık. Türk mahallesindeki pansiyonlar genelde akşamları daha sessiz olduğu için tercih edilebilir ancak asıl eğlence rum mahallesi olarak bilinen bölgede. Bizim gibi bebekli aileler için ise bağ evleri daha cazip. Pansiyonlarda fazla hareket şansınız yok, ancak bağ evlerinde kaldığınızda çocuklar için bahçede oynamak gibi avantajlar oluyor.

Biz de kızımızı düşünerek bu sefer 2010’da açılmış bir tesis olan Saklıbahçe’de karar kıldık. http://www.bozcaadasaklibahce.com/ sitesinden geniş bilgi alabileceğiniz otele araçla merkezden kısa bir sürede ulaşmak mümkün. 10 odalı ufak bir otel. En büyük avantajı da kendi sahili olması. Kızla sahilde zorluk çekebiliriz diye düşünerek, denizin yanı başında olmak için de Saklıbahçe bize uygun geldi.


Oteli çekip çeviren insanlar oldukça yardım sever ve güler yüzlü. Diğer oteller çocuk yatağı yok derken saklıbahçe’de hemen ayarladılar. Özellikle çocuk için taze süt bulmak sorun olmuştu hemen bir inek sahibi bularak hallettiler. Nedense marketlerde günlük süt satılmıyor, sebebini sorduğumuzda ise aldığımız cevap oldukça ilginçti “Adada hayvancılık olmadığından günlük süt almıyoruz”.  

Otelin sahili fena olmasa da Ayazma plajı dururken insanın burada zaman harcayası gelmiyor. Kendi şezlongları var ancak deniz taşlı ve ne kadar temizlemiş olsalar da deniz kestanesine basma şanssızlığı yaşayabilirsiniz.

Biz soluğu hemen Ayazma’da aldık. İnce kumu, soğuk ve berrak suyu ile plaj her zamanki güzelliğinde idi. Ramazan bitmeden tatile çıktığımız için oldukça da tenhaydı. Kızımız da denize fazla ısınmadıysa da problem yapmadı. Böylece ailecek denizin ve güneşin tadını çıkarabildik. Ayazma’nın bir güzelliği de hemen koyun üstünde bulunan restoranlar. Öğlen buradan bir şeyler atıştırıp hemen plaja dönmek mümkün. Plajda şemsiye ve şezlong da bulunuyor. Buraya verdiğiniz para da Bozcaadaspor’a gidiyormuş, doğruysa o parayla Süper Lig’de ilk beşe oynayacak takım yaparlardı gibi geliyor bana gerçi.   


Günü sahilde geçirdikten sonra akşamları ise Bozcaada’da rum mahallesindeki balıkçılardan birine oturabilir ve boğazdaki restoranlara vereceğiniz paraya yakın bir ücretle şarabınızı yudumlayıp balık yiyebilirsiniz. Zaten bunun dışında da pek bir alternatif yok. Bir pizzacı bir de kebapçı var ama girip de denemedik. Ada Cafe ve Polente de gece oturup dinlenmek için güzel yerler. Gerçi Ada eski yerinden kalkmış caddeye taşınmış. Yeni yeri pek sevemedim ancak ünlü gelincik şerbeti için yine de gidilebilir. Ucuza kalkmak istiyorsanız ise de en güzel alternatif pazarın oradaki çay bahçesi. 



Ada’ya gidip rüzgar güllerini de görmeden olmaz tabii ki. Polente Feneri ve Rüzgar gülleri gün batımının en önemli adresi. Şarabınızı alıp burada güneşi batırmanızı öneririm. 2000 yılında kurulan rüzgar enerji santrali 17 adet türbün ile adanın ihtiyacı olan enerjinin 30 kat fazlasını karşılıyormuş.
Adada zamanınız var ise Kale’ye de çıkıp tepeden adayı seyredebilirsiniz. Biz daha önce iki kere çıktığımızdan bu sefer içimizden gelmedi.

Dönüş için sabah 12 vapurunu tercih ettik ancak büyük bir hata yaptığımızı İstanbul’a varınca anladık. Mahmutbey gişelere girişimiz 18:30’ken çıkışımız 20:30’u geçiyordu. Eve varana kadar da saat 22:00’e gelmişti. Yani bir günü yolda geçirdik diyebiliriz. Bu yüzden dönüşte öğleden sonraki saatleri tercih etmenizde fayda var.  


Gezi fotoğrafı sevenler için Rum tarafındaki sokaklar, renkli evler ve Akdeniz’e özgü kapı ve pencereler, Kale, Polente feneri ve rüzgar gülleri görmeniz gereken yerler. Fenere ve rüzgar güllerinin yakınına gitmenize artık izin verilmediğinden tele bir lens kullanmanızda fayda var. Ancak  merkezdeki sokakları ve evleri fotoğraflamak için de bir geniş açı lazım. O yüzden DSLR sahipleri en az iki lens ile gitmeliler. Ben bu sefer kızla ilgilendiğimden fazla fotoğraf çekecek zaman bulamadım. Yine de bazı fotoğrafları buraya serpiştirdim. Umarım beğenirsiniz.


http://www.bozcaadatenedos.com/ sitesinden ada ile ilgili geniş çaplı bilgi alabilirsiniz. Her gittiğimiz sene ada değişiyor ve gelişiyor. Bu yüzden İstanbullu işgalinden önce, fazla bozulmadan gidip görmekte fayda var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder