Öne Çıkan Yayın

Sadece bir fotoğrafçı değil bir ikon; David Bailey

27 Şubat 2017 Pazartesi

Sadece bir fotoğrafçı değil bir ikon; David Bailey

1938 doğumlu İngiliz fotoğrafçı David Bailey, moda, ünlü portreleri ve reklam fotoğrafları ile bilinir. 1960’larda daha 21 yaşında iken Vogue için çalışmaya başlayan Bailey, sert arka planları ve dramatik aydınlatma yöntemleri ile moda ve stüdyo fotoğrafçılığında yeni bir çağ başlatır.

Fotoğrafları dönemin değişen İngiliz Kültüründen izler taşır. Özellikle Punk kültürünü fotoğraflarında görmek mümkündür.
David Bailey, Fotoğrafçı: Ben Hassett, 2014

Leytonstone’da 1938 yılında doğan Bailey, East Ham’de büyümüştür. Ailesi işçi sınıfından gelen fotoğrafçının okul hayatı pek parlak geçmeyince okuldan ayrılır ve ayakkabı, halı satıcılığı, borçlulardan para toplama gibi sayısız işe girer ve çıkar.

Londra’nın East End bölgesinde sürekli tehlikenin içinde, çete savaşlarının arasında yaşayan Bailey kurtuluşu fotoğrafta bulacaktır. Okulda öğrendiği tek şey olan film yıkama ile annesinin dükkanında fotoğraflarını banyo yapmaya başlayan Bailey böylece fotoğrafçılığa ilk adımını atar.

O günlerle ilgili “17 yaşımda iken Henri Cartier-Bresson’un bir fotoğrafını gördüm, dört kadın Kaşmir Dağına bakıyorlardı. Kadınların kendileri de sıradağ gibiydi. O zamana kadar gerçeküstücülüğün ne olduğunu bilmezdim. Ancak ortada gerçeküstü bir fotoğraf vardı. O an fotoğrafın sadece mekanik bir sistem olmadığını anladım.” diyor sanatçı.

                                     Mick Jagger


Bu dönemde John French (1906-1966)’in asistanı olarak daha profesyonel bir şekilde çalışmaya başlar ve kısa dönemde Vogue’ya geçer. Vogue’daki çalışmalarını da kapsayan Box of pin-ups (1965) ve Goodbye Baby and Amen (1969) adlı iki önemli portre fotoğraflarından oluşan portfolyo kitabı çıkarır.

Kendi de altmışlar İngiliz kültür hareketinin önemli bir parçası olan Bailey, fotoğraflarında toplumsal değişime odaklanır.  Karakteri o kadar ünlenir ki Antonioni'’nin küllt filmi Blow Up (1966)’da David Hemmings tarafından canlandırılan Thomas karakterine ilham kaynağı olur. Jean Shrimpton ile yaşadığı ilişki de “We'll Take Manhattan” adlı televizyon filmine konu olur.  Aneurin Barnard’ın Bailey’i oynadığı filmde Karen Gillan ise büyük aşkı Shrimpton rolündedir.

Jack Nicholson
Grace Coddington anılarında Bailey’den “Çok zayıf ve inanılmaz derecede çekiciydi. O zamanın Beatles’ından bile daha iyi görünüyordu.” diye bahseder. “Swinging Sixties” denilen dönemin, yani altmışlar Londrasının pop ikonu olmayı başaran tek fotoğrafçısıdır Bailey.

Çalışmaktan en çok keyif aldığı iki model olarak Kate Moss ve Shrimpton’ı gösteren Bailey “Onlardaki büyüyü başka kimsede göremedim. Çok daha güzel kadınlarla çalıştıysam da bu ikisi kadar fotojenik model tanımadım. Işık ya da teknikle ilgisi yok, kendilerine has bir büyüleri var.” diyor. Yaklaşık otuz yıldır moda çekimi yapmamasını ise “Bir yerden sonra tekrara giriyor. Başka bir güzel kadın çekeyim gibi bir döngüye giriyorsun ve yaptığın şey sıkıcı ve sıradan oluyor.” diye açıklıyor.

Dört kez evlenen Bailey, özel yaşamı ile de çok konuşulan bir figür olmuştur. 22 yaşında iken ilk eşi Rosemary Bramble’ı model sevgilisi Jean Shrimpton için bırakır. 1965’de Playboy için çıplak çekimlerini yaptığı ünlü Fransız aktrist Catherine Deneuve ile ikinci evliliğini yapar. 1975’de Marie Helvin ile evlenir ve bu evlilik 1982’e kadar sürer. dört yıl sonra ise yine bir model olan Catherine Dyer ile evlenir. Kadın 25, Bailey ise 48 yaşındadır. Özel hayatı ile ilgili yaşamı boyunca çok sıkıştırılan Bailey “Catherine yaşamımı değiştirdi, yani şu anki Catherine önceki değil” diyor.     

Fotoğraf ve görsel sanatlara yapıtları ile katkı sunan Bailey, yarım asırlık fotoğraf geçmişinde sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, yönetmenler, oyuncular ve modeller gibi ünlü kişiliklerin dışında hem Londra’nın arka mahallelerinden, hem de Afrika, Yeni Gine, Avustralya, Delhi gibi bölgelerde çektiği portrelerle de bilinir.  

                                 Kate Moss

“Ben kadınları çekmeyi seviyorum kıyafetleri değil” diyen Bailey, portreleri hakkında şöyle diyor “Beraber yarattık. Bir portreyi tek başınıza yapamazsınız, her zaman modellerime fotoğrafçının ben değil onlar olduğunu söylerim. Benim için önemli olan insandır. Hiç bir zaman ağaçlar ya da dağlarla ilgilenmedim. Ansel Adams’ın büyük bir hayranıyım ama işleri beni cezbetmiyor. Bakınca insan başka bir ağaç işte diyor sadece.”  

Sanatın okullarda öğretilemeyeceğini ve insanın içinde olan bir yetenek olduğunu savunan sanatçı portre çekerken kendisini bir fahişeye benzetiyor. “Modelim kadın ya da erkek olsun fark etmez. Onunla geçirdiğimiz iki, üç saat boyunca o hayatımın merkezinde olur ve birbirimize aşık oluruz. Tabii ki seks yaratıcılığımı arttırıyor.” der.   

Bailey’in portre tutkusu son olarak şimdiye kadar açtığı en büyük sergi olan, 2014 yılında açılan National Portrait Gallery’deki “Bailey’s Stardust” oldu. 250’yi aşkın dev boyutlardaki portreler ile yakın geçmiş insanına ayna tutan Bailey, Shrimpton, Jagger, Lennon & McCartney gibi kült isimlerle yaptığı çalışmalar ile adeta geçmişin DNA’sını gözler önüne serdi.

Bailey, sadece bir fotoğrafçı olarak değil idolü Picasso gibi yaratıcı bir sanatçı olarak anılmak istiyor. “Fotoğraf benim için hiç bir zaman önemli olmadı, önemli olan onunla neler yapabildiğimdi” diyor. Bu yüzden çeşitli filmler çeken ve resimleriyle sergiler açan Bailey bu alanlarda fotoğraftaki kadar ses getirmeyi başaran işler üretememiştir.

Pop kültürünü şekillendiren isimlerden biri olan Bailey bir fotoğrafçının ötesinde bir kültür ikonu olarak yaşamaya ve üretmeye devam ediyor.

Fotoğraflar:
http://www.davidbaileyphotography.com/
http://www.npg.org.uk/collections/search/person/mp05044/david-bailey

9 Şubat 2017 Perşembe

Canon EOS M5 İnceleme Videosu

Daha önce incelemesini şurada yaptığım Canon EOS M5'in video incelemesini de hazırladım. Videonun sonunda Kapadokya'da çektiğim örnek fotoğrafları da görebilirsiniz.

31 Ocak 2017 Salı

Canon'dan Aynasız Kamera Atağı: Canon EOS M5

Fotoğraf Makinesi deyince ilk akla gelen firmalardan Canon aynasız sistemlerdeki son atağını Canon EOS M5 ile yapıyor. Canon Türkiye daha kamerayı satışa sunmadan örnek halini göndererek test etme şansı verdi. Öncelikle Mert Gündoğdu'ya bu jesti için teşekkür ederim.

En son M3’ü de denemiş biri olarak M5’in ciddi kullanıcılar için tasarlanmış başarılı bir makine olduğunu en baştan belirtmem gerekir.



EOS M5 24.2 megapixel, Digic 7 processor’e sahip APS-C sensör ile geliyor. Aslına bakarsak kendisi için Canon EOS 80D’nin aynası çıkarılıp ufaltılmış minyatür bir versiyonu diyebiliriz. APS-C sensörün 1.6 çarpana sahip olduğunu aklımızın bir köşesinde tutalım. Yani EOS M5 pek çok crop sensörlü DSLR ile aynı sensör boyutuna sahip.

Diğer ilginç özellikler arasında Çift Piksel CMOS AF ve 7fps'ye kadar çekim hızını sayabiliriz. Full HD video kaydedebilen kamerada Canon 4K’yı es geçmiş. WiFi ve NFC dahili olarak kullanılabiliyor. Canon EOS M serisi kameraların kendi lens mount’ı (EF-M) var, ancak herhangi bir Canon EF lensini EOS M çeviricisi ile kullanmak mümkün.

Türkiye resmi satış fiyatları henüz açıklanmadı ancak makineyi almak isteyenlere Canon üç seçenek sunuyor. Sadece Body, EF-M 15-45mm f/3.5-6.3 IS STM lens ve  EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM lens ile birlikte makineye sahip olabilirsiniz.

Ben özellikle Canon’dan hem Kapadokya gezimde daha rahat çekim yapabilmem, hem de lensin kalitesini merak ettiğim için 18-150mm lensini istedim. Yazının sonuna doğru ona da ufak bir değerlendirme yapacağım.



Kullanım Kolaylığı

Öncelikle dışarıdan bakılınca EOS M5 hatları yumuşatılmış ufak bir DSLR görüntüsünde. Retro görünüm sevenler için piyasada tabii ki daha şık makineler var ancak EOS M5’in de şık bir tasarımı olduğu aşikar. Ufak makinelerin en büyük sıkıntısı olan ele oturma problemi EOS M5’in gripi ile aşılmış, tek elle rahat bir şekilde makineyi kavrayabiliyorsunuz.

Makinenin üst tarafında pek çok ayar ve teker bulunuyor. Soldaki ana tekerden klasik bir DSLR’daki A,P,S,M gibi modların yanında scene ve video gibi farklı modlara kolayca geçiş yapılabiliyor. Bu mod tekerinin hemen altına on/off düğmesi konulmuş.

Sağ tarafa geçtiğimizde Poz telafisi tekeri görüyoruz ve +3/-3 poz telafisi yapmamızı sağlıyor. Pek çok farklı ortamda poz telafisi sıkça başvurduğumuz bir yöntem ve özellikle aynasız kameralarda bu şekilde kolayca ulaşılabilir olmasını çok beğeniyorum.



Shutter(çekim) tuşunun hemen altında gene bir teker var ve arkasında da başka bir teker bulunuyor. Böylece hem öndeki hem arkadaki tekeri kullanarak DSLR benzeri bir rahatlık sağlanmış. Mod’a göre bu tekerlerin görevi farklı oluyor. Sürekli mod değiştiriyorsanız biraz kafanızı karıştırabilir bu durum. Ancak zaten DSLR kullanıcısı iseniz size doğal gelecektir. Arkadaki tekerin üstündeki tuşa basarak da ISO ve Beyaz dengesi ayarlarını bu teker üzerinden kontrol etmek mümkün. Bu da hoş bir ek özellik olmuş.

Gene üst tarafta iki ayrı tuş daha var bunlardan biri kameranın üstündeki flaşı açarken diğeri f tuşu olarak istediğiniz şekilde ayarlanıyor.

Kameranın arkasına geldiğimizde ise bizi 3 inch’lik dokunmatik ekran karşılıyor. Canon bu dokunmatik işini iyice çözdü gözlemlediğim kadarıyla. Ekran hareket edebiliyor ve hatta tam olarak ters dönebiliyor. Bu durum anladığım kadarı ile elde tutup selfie(özçekim) çekmek için düşünülmüş. Hatta bu şekilde elde V-Log da çekebilirsiniz ancak Tripoda koyduğunuz anda bunun yanlış bir karar olduğunu anlıyorsunuz. V-Logger’lar için yana ya da üst tarafa açılabilen bir ekran yapılabilirmiş. Tabi gene de illa ekrana bağlı değilsiniz cep telefonunuzu ya da tabletinizi kameraya bağlayarak kendinizi görme şansınız hala var.

Ekranın hemen yanında artık standart olmuş dört yönlü tuşlarımız bir teker ile çevrelenmiş. ISO, Manuel Focus, Flaş gibi ayarlar buradan yapılabilirken ortadaki q tuşuna basınca da temel ayarları değiştirebildiğimiz kolay menüye giriyoruz. Bu arada menüden bu tuşların işlevlerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

Bu tekerin hemen üstünde ekran ve playback ayarlarını değiştirebildiğimiz info tuşu ve yanında da video kaydını almak için kullandığımız rec tuşu var. Benim patlıcan parmaklarımdan mıdır nedir bilemiyorum ama kamerayı elime aldığım pek çok anda yanlışlıkla bu rec tuşuna bastığımı gördüm. Bu tuş keşke üst tarafa konulsa ya da yerine daha sert bir tuş yapılsa daha iyi olurdu belki de. Son olarak bu tuşların üstünde bulunan son iki tuş da default olarak Pozlama kilidi ve AF noktası seçmek için kullanılıyor.

AF seçimi için bu tuşa basmak yerine LCD’i kullanmak çok daha kolay bir yol olacaktır. LCD’de dilediğiniz noktaya basıp netleme alabildiğiniz gibi menüden ayarı açarsanız direkt LCD’ye basıp fotoğraf çekmeniz de mümkün oluyor. Böylece kameraya cep telefonuymuş gibi davranabiliyoruz. Ben kameranın yerinde olsam bu durumda tavır yapardım :)

Menüde bulunan Touch and drag AF settings de ilginç bir özellik. Bu özelliği açtığınızda gözünüz elektronik vizörde iken LCD’ye dokunarak AF noktası belirleyebiliyorsunuz. Bunun için tüm LCD’yi kullanabildiğiniz gibi sadece sağ tarafı kullan gibi ayarlar da yapabiliyorsunuz. Gerçekten çok işe yarar bir katkı olmuş.



Elektronik Vizör

Yeri gelmişken elektronik vizörden de bahsedelim. Önceki M serilerinde elektronik vizör ek olarak flaş kızağına takılıyor hem kameranın şeklini değiştiriyor hem de fazladan masraf yaratıyordu. Bu sefer Canon sonunda EVF’yi kameranın gövdesine almış. Böylece özellikle DSLR’dan gelecek kullanıcılarını da mutlu edecektir. EOS M5’in oldukça geniş, temiz, başarılı, lag(gecikme) hissettirmeyen bir vizörü var. Aklınızda bulundurmanız gereken EVF’deki görüntülerde saturasyon biraz daha fazla o yüzden LCD’ye baktığınızda renkler biraz daha cansız görünecektir. Ama zaten son görüntünün ne olduğu bilgisayara atılmadan hiç bir kamerada tam olarak bilinemez. O yüzden siz yine de ne LCD’lere ne de vizörlere bu konuda çok güvenmeyin.

Pop Up Flash

Kameranın üstündeki minik flaş 18-150 gibi büyük lenslerde tabii ki yetersiz kalıyor. Bu pop up flaşlar zaten günü kurtarmak için yapılmıştır. Bu nedenle tele gibi lenslerde alt tarafın gölgede kalmasına neden olurlar ama ufak prime lenslerde böyle bir problem ile karşılaşmazsınız.

Bağlantı

Wi-Fi, NFC ve bluetooth ile kamerayı akıllı telefonlara ve tabletlere bağlamak mümkün. Ben en kolay yolun NFC olduğunu düşünüyorum. Direkt telefonu kameranın altına dokundurunca hem telefon canon’un kamera programını açıp bağlanıyor hem de kamera fotoğraf yollama moduna geçiyor.



Lens Mount

Daha önce değindiğim gibi Canon M serisinin lens bağlantı sistemi kendine özel. M mount dediğimiz bu sistem ile lensler daha ufak üretilebiliyor. 18-150 gibi bir lens bile hem ufak hem hafif ve günlük olarak çantamda taşımak bel fıtığım olmasına rağmen hiç problem olmadı. Ancak M mount lenslerde çeşit pek yok. Bu biraz da bana kalırsa önceki M modellerinin sıkıntılarından dolayı oldu. Ancak M serisinin en büyük artısı EF lensleri de bir çevirici ile AF özelliğinden de faydalanarak kullanabilme lüksü. Böylece zaten halihazırda bir Canon setiniz var ise elinizdeki lenslerinizi rahat bir şekilde EOS M5 ile de kullanabilirsiniz. Ancak tabi bu durumda DSLR için üretilmiş ağır ve hantal lensler aynasız sistemin hafiflik ve küçüklükden kaynaklanan rahatlığını ortadan kaldırıyor. Tabi gene 40mm gibi pancake EF lensler sıkıntısız bir şekilde M sisteminde kullanılabilir.

Otomatik Netleme

EOS M5’in netleme sistemi gözle görülür bir şekilde iyileştirilmiş. Hemen hemen her durumda başarılı bir şekilde otomatik netleme sağlanıyor. Ancak denemesem de okuduklarıma göre özellikle EF lenslerde netleme hızında özellikle karanlık ortamlarda bir düşüş oluyormuş. AF servo özelliği de oldukça iyi bir şekilde çalışıyor. Ancak gene de tüm aynasız sistemler için dediğim gibi Ornifoto, spor çekimleri gibi yüksek hız ve doğruluk isteyen durumlarda DSLR tercih etmekte yarar var. Ne kadar aralarındaki fark azalmış olsa da DSLR’lar hala bu tür yüksek hız isteyen alanlarda daha başarılı.
Ancak çok da yermeye gerek yok gezi, sokak, günlük kullanımda AF hızı ve doğruluğu sizi tatmin edecektir.



Görüntü Kalitesi

Aslında bir kameranın en büyük başarısı benim için görüntü kalitesidir. EOS M5 abisi 80D’den gelen gücü sayesinde görüntü kalitesinde kullanıcının yüzünü güldürüyor. Kameradan çıkan JPEG görüntülerde bile detaylar oldukça iyi. Tabi Raw’larla uğraştığınızda asıl gücünü kullanıyorsunuz ve daha çok detay ve renk alabiliyorsunuz.

Sarsıntı Önleme

Kameranın ilginç özelliklerinden biri de dijital 5 yönlü sarsıntı önleme teknolojisi. Yani kamera sensöre hareket vererek değil içindeki yazılım ile sarsıntı önlemeyi başarıyor. Ayrıca IS özelliği bulunan lensler sayesinde hem lensten hem bu teknolojiden faydalanarak sarsıntı önleme teknolojisini kullanabiliyoruz. Bu da düşük enstantane değerlerinde bile net fotoğraflar çekmemizi sağlıyor.

ISO Performansı

APS-C sensöre sahip çarpanlı dediğimiz makinelerde benim psikolojik sınırım 3200 ISO.  ISO 100 and ISO 25600 arası değerleri kamerada kullanmak mümkün. EOS M5 800 ISO’ya kadar çok başarılı, 1600 ve 3200 ISO’da da kullanılabilir bir detay sunuyor ancak sonrasında tabi ki kalite dramatik bir şekilde iniyor. Gene de 6400 ISO’da da çekimler yaptım ve memnun kaldım. Ancak ISO 12800 - ISO 25600 arasını ancak çok acil, kalitenin önemli olmadığı durumlarda kullanmak lazım. İşin garibi kameranın gürültü düzeltmesi o kadar iyi ki çıkan jpeg görüntüdeki başarıyı Lightroom’da tekrar Raw’da almak zaman alıyor.

Pil Ömrü

Aynasız kameraların DSLR’lara göre başka bir eksi puanı da pil oluyor. Aynasızların ufak pilleri DSLR’ların pilleri ile normal olarak yarışamıyor. EOS M5 pil ömrü M3’e göre iyileştirilmiş. Normal modda yaklaşık 250-300 arası RAW+JPEG fotoğraf çekebiliyorsunuz. Ayrıca menüden EKO Mod’u açarsanız 400 civarını zorlayabilirsiniz. Yalnız pil uzun süre dolu görünüp birden kırmızıya düşüyor. Bu yüzden planınızı doğru yapmalı ya da en kolayı yanınıza bir yedek pil almalısınız. İlginç bir nokta da makine üzerindeki usb girişi sadece dosya aktarmak için var ancak buradan pili şarj edemiyorsunuz. Oysa artık neredeyse tüm makineler usb’lerden şarj oluyor Canon niye bu kolaylığı göz ardı etmiş bilemedim. Çeşitli yabancı forumlarda okuduğum kadarıyla nedense M serisi bu şekilde şarjı hiç desteklememiş.


Son Söz

Canon EOS M5’i sevmek için pek çok neden var. Öncelikle görüntü kalitesi çok iyi, dokunmatik LCD, Elektronik vizör, pek çok ayarı rahatlıkla yapmanızı sağlayan dizayn başarılı. Ufak eksikleri mutlaka ki var ancak şimdiye kadar Canon’un geliştirdiği en iyi aynasız tartışmasız EOS M5. Piyasada belki tipinden belki lens çeşitinden dolayı tercih edebileceğiniz güçlü markalar var ancak Canon’un kullanıcısı özellikle Canon’u istiyor. Zaten Halihazırda Canon lens çeşidiniz elinizin altında ise hem günlük kullanımda yanınızda kit lens ile hem de profesyonel çekimlerde ikinci bir makine olarak EF lensler ile kullanabileceğiniz tek seçeneğininz EOS M5 olacaktır.

Canon’un tek bir şanssızlığı var. Önceki modellerde kullanıcıları tam olarak kazanamadığı için kafalarda soru işaretleri var. Özellikle bana pek çok arkadaşım beğenip beğenmediğimi özelden yazmamı istediler. Yani blog yazılarına da bu kadar güveniliyor demek ki. Özelden yazabileceğim her problemi burada anlattığım düşünüyorum. Bana EOS M5 almayı düşünür müsün derseniz eğer 5D Mark II ve lens setimi satmamş olsam kesinlikle düşünürdüm derdim. Şu anda elimdeki kameralar beni yeterince tatmin ettiğinden, hatta gerektiğinden fazla kameraya sahip olduğumdan yeni bir kameraya yatırım yapmayı pek düşünmüyorum, ama düşünsem tabi ki EOS M5 de listede olurdu.





http://www.canon.com.tr/cameras/eos-m5/specifications/

EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM

Beni bilenler bilir, sokak fotoğrafı çekmeyi severim ve genelde 35mm aralığında prime lensler kullanırım. 24-105 L ve 24-70 L de uzun süre kullanmış biriyim. Ancak prime lensler bana gerçekten fotoğraf çekme hazzı verir. M serisi için çıkartılan EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM
tam bir gezi, tatil lensi. gerek geniş açı gerekse tele olarak neredeyse herşeyin fotoğrafını çekmenize olanak veriyor. Tek bir lens alayım lens tak çıkar derdinden kurtulayım diyorsanız tam aradığınız seçenek. Görüntü kalitesi genel olarak iyi. Gezi fotoğrafçıları için tatmin edici. Ancak tabi etraf kararmaya başlayınca ISO’ya yüklenmeniz gerekiyor bu da görüntü kalitenizi normal olarak düşürüyor. Buraya koyduğum tüm örnek fotoğrafları bu lens ile çektim. Genel olarak beni tatmin etti. Dediğim gibi ben prime lensin bana verdiği kısıtlayıcılığı seven biri olarak böyle çok geniş bir alanda çalışmamı sağlayan lenslerde ne yapacağımı şaşırıyorum. Onu mu çeksem bunu mu çeksem dur zoom yapayı orada bir detay gördüm derken görüntüyü kaçırıyorum bazen. Zoom lens sevenler için özellikle bu kadar geniş bir aralıkta çalışmasına rağmen gene de ufak ve hafif olan bu lensi önerebilirim.

Çektiğim Örnek Fotoğraflar

ISO - 320 Shutter - 1/60 Aperture - F 8.00 FocalLength - 18 mm
ISO - 200 Shutter - 1/25 Aperture - F 8.00 FocalLength - 115 mm



ISO - 200 Shutter - 1/800 Aperture - F 8.00 FocalLength - 32 mm

ISO - 200 Shutter - 1/1250 Aperture - F 8.00 FocalLength - 18 mm

ISO - 200 Shutter - 1/1000 Aperture - F 6.30 FocalLength - 84 mm

ISO - 200 Shutter - 1/500 Aperture - F 6.30 FocalLength - 150 mm

ISO - 2500 Shutter - 1/80 Aperture - F 6.30 FocalLength - 52 mm

Alttaki üç örneği aynı yerden zoom yaparak çektim. 

ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 18 mm 
ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 52 mm



ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 150 mm 
ISO - 250 Shutter - 5sn Aperture - F 25.00 FocalLength - 47 mm

ISO - 800 Shutter - 1/160 Aperture - F 8.00 FocalLength - 68 mm

6 Ocak 2017 Cuma

2016'nın En İyi Aynasız Kameraları

Gerek yeni başlayan kullanıcılardan, gerekse arkadaşlar arasında toplandığımızda bana en çok yöneltilen sorulardan biri "Hangi aynasız fotoğraf makinesi/modeli almalıyım?" oluyor. DSLR’larda “Canon mu Nikon mu?” sorusu her fotoğrafa başlayan için sığınılacak ilk liman olsa da DSLR’ların yanında bir aynasız almak da çoğu kişinin rüyası. Hatta pek çok üstat da artık ağır DSLR’lar yerine kompak aynasız sistemleri seçmeye başladı.

Aynasız sistemler hala son hızla gelişmeye devam ediyorlar. 2016 aynasız pek çok yeni kameranın geliştirildiği bir yıl oldu. Ancak çoğu firma tutan modellerinin üstüne koyarak, Mark II gibi isimler ile modellerini güncelleme yoluna gittiler.

Şimdi gelin 2016 yılına damga vuran, duyurulması ile bile heyecan yaratan modellere bir göz atalım.

1. Fujifilm X-T2




Fujifilm aynasız piyasanın en büyük oyuncularından biri. Hem body kalitesi hem de lenslerinin gücü ile bu başarıyı hak eden bir marka. X-T1 uzun süredir firmanın amiral gemisi iken sonunda 2016 yılında X-T1'in dış görünüşü ile olmasa da teknik özellikleri ile üzerine koyarak X-T2’i yarattı. Öncelikle en büyük gelişme AF hızında. X-T1’in AF hızı da yavaş değildi ama X-T2 ile özellikle hareketli objeleri netlemede büyük yol kat edilmiş. Bunun yanında 16Mp’lik sensör yerine 24,3Mp’lik yeni sensöre geçilmesi de daha detaylı ve büyük fotoğraflar anlamına geliyor. Uzun zamandır Fujifilm’den beklenen 4K video özelliği de sonunda X-T2 ile karşımıza çıkıyor. Negatif diyebileceğimiz tek şey hala dokunmatik ekrana geçilmemiş olması.

2. Sony Alpha A7R II




Sony A7 serisi ile aynasız makineleri tam kare format ile birleştirmeyi başarmıştı. R serisi normal A7’e göre daha fazla detay sunuyor.  42.2 milyon piksellik devasa full frame sensörü, 4K video çekimi, 5 yönde titreşim önleme gibi pek çok özellik sunan A7RII AF başarısı ile de göz dolduruyor. Negatif yanı bana göre full frame olmasından dolayı hem lenslerinin büyük, hem de makinenin diğer aynasızlara göre biraz daha ağır kalması. Ancak özellikle profesyonel kullanıcılar için rakipsiz bir ürün.

3. Canon EOS M5



Canon aynasız piyasasında şimdiye kadar umduğunu bulamayan firmalardan biri. DSLR’da ne kadar söz sahibi olsa da aynasız piyasasını rakiplerine kaptırmış durumda. Ancak sonunda doğru kararlar alarak M serisine devam ediyor. Canon 80D’nin ufaltılmış versiyonu olarak görebileceğimiz M5,  24.2MP APS-C CMOS sensör ve Canon’un son işlemcisi DIGIC 7 prosesörü ile geliyor. Ayrıca EOS M5 Canon’un başarılı Dual Pixel CMOS AF teknolojisini de bünyesinde barındırıyor. En önemli yeniliklerden biri de tabii ki sonunda body’e dahil edilen elektronik vizör, bu sayede şeklen ufak bir DSLR'ı andırıyor. M serisinin en büyük artısı ise çeviriciler ile pek çok Canon uyumlu lensi kullanmanıza olanak vermesi. Böylece özellikle Canon DSLR sahibi iseniz elinizdeki lensleri kullanabilir ve bütçenizi zorlamamış olursunuz.

4. Olympus OM-D E-M1 Mark II




Olympus başarılı serisi OM-D’nin en üst versiyonu olan E-M1’i de ikinci versiyona çıkardı. Göz kamaştırıcı teknolojisi ile E-M1 Mark II rakiplerine fark atıyor. Yeni geliştirilen 20MP Live MOS sensör, 5 yönde titreşim önleme, 121 nokta hybrid AF sistemi, 4K video, 60 fps seri çekim(18 fps AF takipli), 50 MP çekim modu gibi özellikleri ile E-M1 Mark II üst segmente hitap ediyor. Negatif yönü diyebilir miyiz bilemiyorum ama micro 4/3 sisteme sahip olması ne kadar body ve lensleri ufaltsa da sensörün ufak olması profesyonel kullanıcılar için soru işareti doğuruyor.

5. Sony a6500




Sony’nin 2016 sonlarında piyasaya sürdüğü a6500, çok satan modeli, fiyat performans canavarı a6000’in üstüne geliştirilen a6300 daha raflarda yeni yer alırken büyük bir sürpriz oldu.  APS-C sensöre sahip aynasız modelleri arasında Sony’nin en üst segmenti şu an için a6500(Ben bu satırları yazarken a6800 falan da çıkabilir).

24MP APS-C CMOS sensör, 425 faz algılama noktalı AF, Body’nin içinde 5 yönde titreşim önleme teknolojisi, 11 fps seri çekim ile 300 jpeg/100 raw fotoğrafa kadar sürekli çekebilme gibi özelliklerle gelen a6500’ü bir alt modeli a6300’den ayıran en önemli özellik dokunmatik ekran oluyor.

Bu modeller dışında da pek çok yeni kameradan söz edebiliriz. Özellikle sokak fotoğrafçıları için Fujifilm’in XT-2’den önce piyasaya sunduğu kardeş modeli X-Pro2 ve Olympus’un Pen F’i göz kamaştırıcı ürünler. Ancak üstte yazdığım ürünler daha genel kitleye hitap ettiği için bu ürünleri ilk 5’e alamadım. Gene de sokak fotoğrafı ilgi alanınız ise bu ürünlere de bir göz atmanızda fayda var.


Aynasız savaşları 2017 yılında da hız kesmeden devam edecek gibi. Şimdiden ufukta Panasonic GH5 gibi oyunun akışını değiştirecek ürünler görüldü. Bakalım son kullanıcının bu kadar büyük teknoloji bombardımanına tepkisi nasıl olacak.


Yılın bu ilk yazısında hepinize iyi fotoğrafla dolu bir yıl dilerim. Bu çalkantılı dönemde kaçış yolumuz olarak fotoğrafa daha çok sarılalım ve ülkenin düzelmesi için sanatımızı kullanalım. Bizi sanat kurtaracak!

8 Aralık 2016 Perşembe

Fotoğrafçılara Instagram'da Başarı İçin 10 İpucu

Instagram başta mobil fotoğrafçılık için düşünülmüş bir platform olsa da zamanla profesyonel ya da kendini geliştirmeye çalışan amatör fotoğrafçıların işlerini tanıtabildikleri bir şekle evrildi. Böylece fotoğraf dünyasına pek çok yeni isim kazandırdı. Firmalar da özellikle takipçi sayısı artan kullanıcıları yakın takibe almaya başladılar.

Tabi işin içine sponsorlar ve para girince takipçi, beğeni satın alma gibi saçmalıklar baş gösterdi. Gene de yüksek takipçi sayılarına ulaşmak için illa böyle yollara başvurmanız gerekmiyor. İşinizi düzgün yapıp doğru şekilde platformu kullanırsanız belki siz de bir gün şirinleri görebilirsiniz??! Konumuz neydi? Hah.

Bu yazımda Instagram’ı nasıl daha iyi kullanabileceğimiz hakkında kendi deneyimlerim ve okuduklarım ışığında düşüncelerimi paylaşmak istedim. Diyebilirsiniz ki iyi güzel konuşuyorsun da senin de takipçin 3300’ü zor bulmuş. Orası öyle, yapacak bir şey yok :) Önemli olan kendi doğrularımıza göre hareket etmek.

Şimdi gelelim konumuza;

1. Bio yazısını kısa ve öz tutun




Sizin bir fotoğrafınızı beğenip sayfanıza bakan kişinin ilk dikkat ettiği yer BIO oluyor. Bu yüzden BIO’yu öncelikle temiz ve bilgi verici bir şekilde tutmakta fayda var. Uzun BIO’lar okunmuyor. Adınız, tarzınız, varsa siteniz ve mail adresinizi girmeniz yeterli. Gereksiz bilgilerle insanları boğmayın. “Bütün fotoğraflar kendime aittir” deme ya!!

2. Kullanıcı isminiz 

Genelde kendi ismimizi kullansak da - ki bence mantıklı olan bu - eğer bir konuya yoğunlaştığımız proje bazlı bir hesap olsun istiyorsanız o projeye göre bir isim vermeniz, aynı konuda çalışanlar için görünür olma şansınızı arttırır.

3. Instagram’ı portfolyo olarak düşünmeyin

En büyük hatalardan biri Instagram’ı portfolyo sayfası gibi görmek. Bu durumda az sayıda fotoğraf yüklüyorsunuz, bu da milyonlarca fotoğraf yüklenen bir ortamda görünürlülüğünüzü düşürüyor. Kalitesiz fotoğraflar ile doldurun demiyorum tabii ki yanlış anlamayın. Ancak Instagram’ı bir günlük gibi düşünün ve mutlaka sık sık fotoğraf yükleyin.

4. Özçekim-Selfie sorunsalı

Dediğimi yap, yaptığımı yapma!!

Eğer sanatınızla öne çıktığınız bir Instagram hesabınız varsa günlük selfie’ler, arkadaşlarınızla gittiğiniz yemekten fotoğraflar ile hesabınızı yormayın. Bunun için ayrı bir hesap açabilirsiniz, ne de olsa artık Instagram birden fazla hesabı kontrol etmenize izin veriyor. Asıl hesabınızı bu tarz paylaşımlarla kirletmeyin.

5.  Devamlılık




Genel olarak fotoğrafçılık için de geçerli olan bir durumdan söz edeceğim. Her konuda fotoğraf çekmek başlangıç seviyesi için önerebileceğim bir durum olsa da fotoğrafta ilerlemek istiyorsanız çektiğiniz fotoğrafların bir devamlılığı olması gerekir. Bir türe yoğunlaşmak bu yönden size başarı sağlayacaktır. Bir kişi sayfanıza girdiğinizde ekranda görünen sahilde çektiğiniz ayağınızın, sokakta gördüğünüz kedinin yanında iyi fotoğraflarınız kaybolup gider. Bu yüzden sokak, gezi, portre vb. bir konudan hoşlanıyorsanız onun üzerine gidin ve farklı farklı türlerde fotoğraf koymaktan olabildiğince kaçının.

6. Zamanlama

Takipçi sayınızı geliştirmek istiyorsanız en önemli etkenlerden biri de zamanlamadır. Instagram’a sık sık fotoğraf yüklemeyi ihmal etmemeniz gerek. Her gün ise her gün, gün aşırı ise gün aşırı, haftada bir ise haftada bir size ne kolay geliyorsa o şekilde fotoğraf eklemeye devam edin. Bu şekilde takipçilerde bir beklenti oluşacaktır. Ancak bir gün 4 fotoğraf yükler sonra üç ay girmezseniz takipçi sayınız ciddi bir düşüş yaşar. Ayrıca hangi saatte fotoğraf koyduğunuzun bile büyük önemi var. Örneğin eğer takipçileriniz daha çok Amerika’da ise oranın saatine göre ayakta oldukları bir zaman diliminde fotoğraf yüklemeniz şansınızı arttıracaktır.

7. Al gülüm ver gülüm

Ne yazık ki internette fotoğraf paylaşımının başladığı günden beri al gülüm ver gülüm etkisi geçerli. İnsanlara beğeni verdikçe onların da size beğeni verme olasılığı artıyor. Bu yüzden soğuk davranmayın, takip ettiğiniz kişileri beğenmeye özen gösterin. Tabi ne kadar kaliteli fotoğrafçıları takip ederseniz sizin gelişiminiz için de o kadar iyi olur. Aynı şekilde yorum yapanlara da teşekkür etmeyi, başkalarına yorum yazmayı, yani Instagram’ı interaktif bir şekilde kullanmayı ihmal etmeyin.



Burada bir kez daha belirteyim takip edeni takip edin, kalitesiz hesaplar ile akışı doldurun demek istemiyorum. Evet pek çok hesap siz takip etmeyince takibi bırakaır, ancak bunun uzun dönemde getirisi size daha iyi olacaktır. Lütfen biraz sabır. Unutmayın ki nitelik nicelikten önce gelir.

8. Hashtag

Hashtag aynı tarzda fotoğrafların bulunması için yaratılmış bir sistem. Ancak gelinen noktada çöplüğe dönüşmüş durumda. Gene de fotoğraflarınız ile ilgili az sayıda ama önemli hashtag’ler girerseniz bir nebze de olsa bulunma olasılığınız artar. Örneğin ben sokak fotoğrafları için #streetphotography, siyah beyaz için #blackandwhite ya da filmli çektiğim fotoğraflar için #filmisnotdead gibi hashtag’ler kullanıyorum.

9. Gruplar




Instagram’d grupların gücü yadsınamaz. Konunuzla ilgili çok takipçili grupları izlemeyi ve onların Hashtag’lerini kulanmayı ihmal etmeyin. Eğer fotoğrafınız seçilirse mutlaka buradan size de takipçi sağlayacak bir dönüş olacaktır. Ancak tabi bunun da doğru kullanılması alakasız gruplara hashtag verilememesi gerekir.

10. Eğlenmenize bakın

Masis Usenmez (@masisus) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()
Hayat kısa kuşlar uçuyor. Instagram’da ünlü olacağım diye bunalıma girmenize gerek yok. Instagram hesabı bile olmayan çok değerli fotoğrafçılar var. Instagram’da dehşet takipçi rakamlarına ulaşmış çöplük hesaplar da var. Siz düzgün fotoğraf çekin, kendi kendinizin eleştirmeni olun. Hırs yapmayın, eğlenin. Başarı bir gün sizin de kapınızı çalar.