Öne Çıkan Yayın

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

16 Mayıs 2017 Salı

10. FOTOGEN Gösteri Günleri

Her yıl bahar aylarında bir fotoğraf şenliği olarak düzenlenen FOTOGEN Gösteri Günleri’nde bu yıl, FOTOGEN Fotograf Sanatı Derneği üyesi 12 sanatçının 12 gösterisi izleyicilerle buluşuyor.

23 Mayıs Salı akşamı 19:30’da Galata Derneği’nde başlayacak etkinlikler; Batı Trakya’dan Endonezya’ya  uzanan bir coğrafyada ve  çeşitli konulardaki gösterilerin ardı ardına izleneceği renkli bir program içeriyor.

Gösterilerden önce ve sonra gösteri sahibi sanatçılarla kısa söyleşilerin de yapılacağı etkinlik boyunca, izleyicilerin sanatçılarla fotoğraf ve gösteriler üzerine sohbet etme imkanları da olacak.



23 Mayıs Salı              19:30

Ertan Şide - Portre Heryerde
Özkan Samioğlu - Batı Trakya Türkleri
Kumral Kepkep - Teker İzleri
Fatmagül Mercan - Tak-sök yaşamlar
Habip Yanç - Kayıplar
İbrahim Göksungur - Şeyler


24 Mayıs Çarşamba   19:30

Neslihan Yazıcılar - Çoktular Çocuktular
Masis Üşenmez - Güvercinlere dokunulmaz.. Hırant’a
Zehra Çöplü - Ateş Taşının Peşinde
Anıl Tamer Yılmaz - İnsana Dair
Cengiz Karlıova - İznik Köylerinde
Atilla Tanyeli - Kıbrıs’ta Kısa bir Gezi


23-24 Mayıs'ta Galata Derneği'nde görüşmek üzere.

9 Mayıs 2017 Salı

Maltepe Fotoğraf Günleri Başlıyor!

ANAFOD üyelerinin fotoğraf birikimleri, 12 Mayıs'ta, Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezinde, izleyici ile buluşuyor. Etkinlikler tüm sanatseverlere açık ve ücretsizdir.




ANAFOD Ödüllü Fotoğraf Sergilerine iki işimle katıldığım Fotoğraf Günleri'nde ayrıca Hrant Dink Anma Yürüyüşlerinde çektiğim fotoğraflardan oluşan "Güvercinlere Dokunulmaz" adlı gösterim de olacak. Gösteri tarihi 2 Haziran, saat 21:00'da Türkan Saylan'da.





Ayrıntılı bilgiye ulaşmak için siteyi ziyaret edebilirsiniz

http://www.maltepefotografgunleri.org

3 Nisan 2017 Pazartesi

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

Geçen haftasonunu kapsayacak şekilde üç günlük bir Berlin turu yaptık. Berlin gerçekten hiçbir Avrupa şehrine benzemeyen farklı bir şehir. Geniş caddeler ve sokaklar, üç gün boyunca hiç rastlamadığımız trafik, altyapının dışarından renkli borular ile sağlandığı ilginç sistemi ile beğenimi kazandı. Ayrıca yaşanmış en büyük tarihi travmalara tanıklık etmiş toprağa sanki her basışta üstünüze bir ağırlık çöküyor.

Neyse gelelim asıl meseleye. Bu geziye bir analog bir de dijital kamera ile gittim. Analog kameram Carl Zeiss 50mm f2 lens takılı bir Leica M4-2 idi. Dijital olarak ise Fujifilm X100T kullandım. Aslında bir fotoğraf gezisi olmadığı, sadece eşimle kısa bir hava değişimi yaşamak için çıktığımız bir gezi olduğu için tek kamera almayı düşünüyordum. Ancak biraz kendime güvensizlikten biraz da çektiğim fotoğrafları hemen görmek istememden dayanamadım ve Fuji'yi de yanıma aldım. Gerçi sonuçlara bakınca keşke Leica ile daha çok fotoğraf çekseymişim diyorum.

Kısaca Leica M4-2, Leica'nın Kanada fabrikasında üretilmiş bir kamera. Normal M4'den farkı film sayma bölümü gibi bazı parçalarında ucuza kaçılması ve böylece fiyatın düşük tutulmaya çalışılması. Aslında M5'in başarısızlığından sonra tekrar dönülen M4 kasasının düşük maliyetli versiyonu. Leica'yı batmaktan kurtaran makine olarak da bilinir. Tamamen mekanik olan ve herhangi bir pile gereksinim duymayan makinede en büyük sorun tabii ki pozlama değerleri.


Ancak inanın ki şimdiye kadar pozlamada büyük bir sıkıntı yaşamadım. Yani 36 pozun bir tanesi dahi kapkaranlık ya da tamamen patlamış bir şekilde çıkmadı. Fotoğraftan, ışıktan biraz olsun anlıyor iseniz yanlış pozlama yapacağınızı sanmıyorum. Zaten Sunny 16 kanunu işinizi çok yerde görecektir. Yani  güneşli bir günde f16 diyafram kullanırken enstantane değeriniz ASA'nız ile aynı olursa doğru pozlama yaparsınız. Örneğin ASA 100 f16 ve enstantane 100 güneşli bir günde işinizi görecektir. Buna göre farklı diyafram değerlerine geçince enstantaneyi arttırıp düşürürsünüz.

Zaten analog makineler şimdiki dijitaller kadar ara değer vermediğinden mesela enstantane 125, 250, 500, 1000 diye gittiğinden çok da seçeneğiniz olmuyor ve daha rahat ayar yapabiliyorsunuz.

Gene de pozlama ile ilgili ikilemde kaldığınızda en basitinden cep telefonunuzda light meter(ışık ölçer) işlevi gören aplikasyonları indirip doğru değerlere ulaşabilirsiniz.

İlk problemi geçtikten sonra ikinci soruna geliyoruz. Manuel netleme yapmak zor değil mi? Cevap "Değil." Tabii ki otomatik netleme her zaman daha hızlı ama manuel netleme de zaman kaybı yaratmıyor. Burada da ihtiyacınız olan Hiperfokal mesafe denilen kavramı öğrenmek. Şimdi burada çok tekniğe girmeyeceğim ancak kısaca bahsedelim. Eski lenslerde size f değerinize göre kaç metreden kaç metreye net olacağını gösteren hiperfokal aralıklar vardır. Buna göre f8'de iken örneğin 2mtr'e netlerseniz 1.5 ile 3mtr arası nettir(Sadece anlaşılması için örnek veriyorum genel bir doğru değil). Siz de buna göre fotoğrafınızı çekersiniz.



Ancak f değeri düştükçe örneğin f2'de bu mesafe artık bir nokta olacak ve dikkat etmeniz gerekecektir. Sokak fotoğrafçıları genellikle f8-11 aralığını kullandığı için 1.5-2mtr'e netlediklerinde hem öndeki kişi hem arka plan net görünecek ve netlikte büyük bir sorun olmayacaktır.  Ama f2-2.8 gibi diyafram değerlerinde fotoğraf çekiyorsanız vizördeki netleme noktasına dikkat etmeniz gerekecektir.

Bu sorunu da atlattıktan sonra geriye analog çekimin zevkini almak kalıyor. Aşağıda Berlin'de çektiğim fotoğraflardan bir demet sunuyorum. Fotoğraflar ILFORD PAN 400 siyah beyaz film ile çekildi. Sirkeci'de Pamuk Ticaret'te yıkanıp, scanleri yapıldı.



Otelimizin bulunduğu Spittelmarkt şehrin göbeğinde olmasına rağmen oldukça sakin bir böge.

Eşim Spittelmarkt'ta köprüye nazır poz verirken f2.8 ile çektim. Zeiss'in bokehleri şahane.


Checkpoint Charlie Batı Berlin'in çıkış kapısı imiş zamanında.



Dome'dan Berlin görüntüsü
Taş Bloklardan oluşan soykırım anıtı



Bit Pazarından fotoğraflar;






Yeni bir yazıda görüşmek üzere...

31 Mart 2017 Cuma

TRT Arşiv'den Ara Güler Söyleşisi

TRT Arşiv bugün itibariyle Internet'e açıldı. Pek çok TRT programını site üzerinden izlemek mümkün. Bu programlar arasında sanat, edebiyat, sinema, fotoğraf gibi konularda pek çok söyleşi ve belgesel var. Benim de aklıma yararlı bulduğum videoları burada sizlere sunmak geldi.



Bu seriye Sanat Dünyamız 5.Bölüm ile başlayalım. 1986 yılında Doğan Hızlan'ın Ara Güler ile yaptığı röportajı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.  Sırf Ara Güler'in gençliğini görmek için bile seyredilir. İlgiyle dinlenecek ve hala güncelliğini kaybetmemiş bir söyleşi olmuş, pek çok önemli konuya parmak basıyor üstat.

Ara Güler'den inciler

"Eğer ben bir fotoğrafçıysam bakmayı seviyorum demektir."

"Devrimizin bilmeden tarihini yazan adamlarız biz."

"Biz hakiki tarihi yazıyoruz."

"Fotoğrafın sanat olmasından çok daha mühimdir belgesel olması. Sanat olması ikinci derecedir."

"Fotoğrafın sanat olması fotoğraf için büyük bir şeref değildir."

"Küçük yarışmaların olması gençlere makineyi alıp sokağa çıkmayı sağlayacak. Ondan sonra görmesini öğrenecek."


"Fotoğrafçı hazır adamdır. Kovboyun silahını çekmesi gibi bir adamdır fotoğrafçı."

"Fotoğrafta kültür birikimi vardır. Fotoğraf daktilo makinesi gibidir. Evvela diyecek lafın olacak, anlatmak istediğin bir şey olacak, ona da hazır olacaksın ve diyeceğini diyeceksin."

"Sergi açtım, şuradan sekiz tane mansiyon aldım ile fotoğrafçılık olmaz. Bunlar küçük işidir."

"Ben sinema ile başladım. Sinema bir sanattır fakat fotoğraf sanata benzer."

"Ben fotoğrafçı değilim foto muhabiriyim."

İyi seyirler...

http://www.trtarsiv.com/izle/84764/ara-guler-ile-fotografcilik-hakkinda-sohbet 

27 Şubat 2017 Pazartesi

Sadece bir fotoğrafçı değil bir ikon; David Bailey

1938 doğumlu İngiliz fotoğrafçı David Bailey, moda, ünlü portreleri ve reklam fotoğrafları ile bilinir. 1960’larda daha 21 yaşında iken Vogue için çalışmaya başlayan Bailey, sert arka planları ve dramatik aydınlatma yöntemleri ile moda ve stüdyo fotoğrafçılığında yeni bir çağ başlatır.

Fotoğrafları dönemin değişen İngiliz Kültüründen izler taşır. Özellikle Punk kültürünü fotoğraflarında görmek mümkündür.
David Bailey, Fotoğrafçı: Ben Hassett, 2014

Leytonstone’da 1938 yılında doğan Bailey, East Ham’de büyümüştür. Ailesi işçi sınıfından gelen fotoğrafçının okul hayatı pek parlak geçmeyince okuldan ayrılır ve ayakkabı, halı satıcılığı, borçlulardan para toplama gibi sayısız işe girer ve çıkar.

Londra’nın East End bölgesinde sürekli tehlikenin içinde, çete savaşlarının arasında yaşayan Bailey kurtuluşu fotoğrafta bulacaktır. Okulda öğrendiği tek şey olan film yıkama ile annesinin dükkanında fotoğraflarını banyo yapmaya başlayan Bailey böylece fotoğrafçılığa ilk adımını atar.

O günlerle ilgili “17 yaşımda iken Henri Cartier-Bresson’un bir fotoğrafını gördüm, dört kadın Kaşmir Dağına bakıyorlardı. Kadınların kendileri de sıradağ gibiydi. O zamana kadar gerçeküstücülüğün ne olduğunu bilmezdim. Ancak ortada gerçeküstü bir fotoğraf vardı. O an fotoğrafın sadece mekanik bir sistem olmadığını anladım.” diyor sanatçı.

                                     Mick Jagger


Bu dönemde John French (1906-1966)’in asistanı olarak daha profesyonel bir şekilde çalışmaya başlar ve kısa dönemde Vogue’ya geçer. Vogue’daki çalışmalarını da kapsayan Box of pin-ups (1965) ve Goodbye Baby and Amen (1969) adlı iki önemli portre fotoğraflarından oluşan portfolyo kitabı çıkarır.

Kendi de altmışlar İngiliz kültür hareketinin önemli bir parçası olan Bailey, fotoğraflarında toplumsal değişime odaklanır.  Karakteri o kadar ünlenir ki Antonioni'’nin küllt filmi Blow Up (1966)’da David Hemmings tarafından canlandırılan Thomas karakterine ilham kaynağı olur. Jean Shrimpton ile yaşadığı ilişki de “We'll Take Manhattan” adlı televizyon filmine konu olur.  Aneurin Barnard’ın Bailey’i oynadığı filmde Karen Gillan ise büyük aşkı Shrimpton rolündedir.

Jack Nicholson
Grace Coddington anılarında Bailey’den “Çok zayıf ve inanılmaz derecede çekiciydi. O zamanın Beatles’ından bile daha iyi görünüyordu.” diye bahseder. “Swinging Sixties” denilen dönemin, yani altmışlar Londrasının pop ikonu olmayı başaran tek fotoğrafçısıdır Bailey.

Çalışmaktan en çok keyif aldığı iki model olarak Kate Moss ve Shrimpton’ı gösteren Bailey “Onlardaki büyüyü başka kimsede göremedim. Çok daha güzel kadınlarla çalıştıysam da bu ikisi kadar fotojenik model tanımadım. Işık ya da teknikle ilgisi yok, kendilerine has bir büyüleri var.” diyor. Yaklaşık otuz yıldır moda çekimi yapmamasını ise “Bir yerden sonra tekrara giriyor. Başka bir güzel kadın çekeyim gibi bir döngüye giriyorsun ve yaptığın şey sıkıcı ve sıradan oluyor.” diye açıklıyor.

Dört kez evlenen Bailey, özel yaşamı ile de çok konuşulan bir figür olmuştur. 22 yaşında iken ilk eşi Rosemary Bramble’ı model sevgilisi Jean Shrimpton için bırakır. 1965’de Playboy için çıplak çekimlerini yaptığı ünlü Fransız aktrist Catherine Deneuve ile ikinci evliliğini yapar. 1975’de Marie Helvin ile evlenir ve bu evlilik 1982’e kadar sürer. dört yıl sonra ise yine bir model olan Catherine Dyer ile evlenir. Kadın 25, Bailey ise 48 yaşındadır. Özel hayatı ile ilgili yaşamı boyunca çok sıkıştırılan Bailey “Catherine yaşamımı değiştirdi, yani şu anki Catherine önceki değil” diyor.     

Fotoğraf ve görsel sanatlara yapıtları ile katkı sunan Bailey, yarım asırlık fotoğraf geçmişinde sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, yönetmenler, oyuncular ve modeller gibi ünlü kişiliklerin dışında hem Londra’nın arka mahallelerinden, hem de Afrika, Yeni Gine, Avustralya, Delhi gibi bölgelerde çektiği portrelerle de bilinir.  

                                 Kate Moss

“Ben kadınları çekmeyi seviyorum kıyafetleri değil” diyen Bailey, portreleri hakkında şöyle diyor “Beraber yarattık. Bir portreyi tek başınıza yapamazsınız, her zaman modellerime fotoğrafçının ben değil onlar olduğunu söylerim. Benim için önemli olan insandır. Hiç bir zaman ağaçlar ya da dağlarla ilgilenmedim. Ansel Adams’ın büyük bir hayranıyım ama işleri beni cezbetmiyor. Bakınca insan başka bir ağaç işte diyor sadece.”  

Sanatın okullarda öğretilemeyeceğini ve insanın içinde olan bir yetenek olduğunu savunan sanatçı portre çekerken kendisini bir fahişeye benzetiyor. “Modelim kadın ya da erkek olsun fark etmez. Onunla geçirdiğimiz iki, üç saat boyunca o hayatımın merkezinde olur ve birbirimize aşık oluruz. Tabii ki seks yaratıcılığımı arttırıyor.” der.   

Bailey’in portre tutkusu son olarak şimdiye kadar açtığı en büyük sergi olan, 2014 yılında açılan National Portrait Gallery’deki “Bailey’s Stardust” oldu. 250’yi aşkın dev boyutlardaki portreler ile yakın geçmiş insanına ayna tutan Bailey, Shrimpton, Jagger, Lennon & McCartney gibi kült isimlerle yaptığı çalışmalar ile adeta geçmişin DNA’sını gözler önüne serdi.

Bailey, sadece bir fotoğrafçı olarak değil idolü Picasso gibi yaratıcı bir sanatçı olarak anılmak istiyor. “Fotoğraf benim için hiç bir zaman önemli olmadı, önemli olan onunla neler yapabildiğimdi” diyor. Bu yüzden çeşitli filmler çeken ve resimleriyle sergiler açan Bailey bu alanlarda fotoğraftaki kadar ses getirmeyi başaran işler üretememiştir.

Pop kültürünü şekillendiren isimlerden biri olan Bailey bir fotoğrafçının ötesinde bir kültür ikonu olarak yaşamaya ve üretmeye devam ediyor.

Fotoğraflar:
http://www.davidbaileyphotography.com/
http://www.npg.org.uk/collections/search/person/mp05044/david-bailey