Öne Çıkan Yayın

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

3 Nisan 2017 Pazartesi

Leica ile Berlin Fotoğrafları ve Bazı Püf Noktalar

Geçen haftasonunu kapsayacak şekilde üç günlük bir Berlin turu yaptık. Berlin gerçekten hiçbir Avrupa şehrine benzemeyen farklı bir şehir. Geniş caddeler ve sokaklar, üç gün boyunca hiç rastlamadığımız trafik, altyapının dışarından renkli borular ile sağlandığı ilginç sistemi ile beğenimi kazandı. Ayrıca yaşanmış en büyük tarihi travmalara tanıklık etmiş toprağa sanki her basışta üstünüze bir ağırlık çöküyor.

Neyse gelelim asıl meseleye. Bu geziye bir analog bir de dijital kamera ile gittim. Analog kameram Carl Zeiss 50mm f2 lens takılı bir Leica M4-2 idi. Dijital olarak ise Fujifilm X100T kullandım. Aslında bir fotoğraf gezisi olmadığı, sadece eşimle kısa bir hava değişimi yaşamak için çıktığımız bir gezi olduğu için tek kamera almayı düşünüyordum. Ancak biraz kendime güvensizlikten biraz da çektiğim fotoğrafları hemen görmek istememden dayanamadım ve Fuji'yi de yanıma aldım. Gerçi sonuçlara bakınca keşke Leica ile daha çok fotoğraf çekseymişim diyorum.

Kısaca Leica M4-2, Leica'nın Kanada fabrikasında üretilmiş bir kamera. Normal M4'den farkı film sayma bölümü gibi bazı parçalarında ucuza kaçılması ve böylece fiyatın düşük tutulmaya çalışılması. Aslında M5'in başarısızlığından sonra tekrar dönülen M4 kasasının düşük maliyetli versiyonu. Leica'yı batmaktan kurtaran makine olarak da bilinir. Tamamen mekanik olan ve herhangi bir pile gereksinim duymayan makinede en büyük sorun tabii ki pozlama değerleri.


Ancak inanın ki şimdiye kadar pozlamada büyük bir sıkıntı yaşamadım. Yani 36 pozun bir tanesi dahi kapkaranlık ya da tamamen patlamış bir şekilde çıkmadı. Fotoğraftan, ışıktan biraz olsun anlıyor iseniz yanlış pozlama yapacağınızı sanmıyorum. Zaten Sunny 16 kanunu işinizi çok yerde görecektir. Yani  güneşli bir günde f16 diyafram kullanırken enstantane değeriniz ASA'nız ile aynı olursa doğru pozlama yaparsınız. Örneğin ASA 100 f16 ve enstantane 100 güneşli bir günde işinizi görecektir. Buna göre farklı diyafram değerlerine geçince enstantaneyi arttırıp düşürürsünüz.

Zaten analog makineler şimdiki dijitaller kadar ara değer vermediğinden mesela enstantane 125, 250, 500, 1000 diye gittiğinden çok da seçeneğiniz olmuyor ve daha rahat ayar yapabiliyorsunuz.

Gene de pozlama ile ilgili ikilemde kaldığınızda en basitinden cep telefonunuzda light meter(ışık ölçer) işlevi gören aplikasyonları indirip doğru değerlere ulaşabilirsiniz.

İlk problemi geçtikten sonra ikinci soruna geliyoruz. Manuel netleme yapmak zor değil mi? Cevap "Değil." Tabii ki otomatik netleme her zaman daha hızlı ama manuel netleme de zaman kaybı yaratmıyor. Burada da ihtiyacınız olan Hiperfokal mesafe denilen kavramı öğrenmek. Şimdi burada çok tekniğe girmeyeceğim ancak kısaca bahsedelim. Eski lenslerde size f değerinize göre kaç metreden kaç metreye net olacağını gösteren hiperfokal aralıklar vardır. Buna göre f8'de iken örneğin 2mtr'e netlerseniz 1.5 ile 3mtr arası nettir(Sadece anlaşılması için örnek veriyorum genel bir doğru değil). Siz de buna göre fotoğrafınızı çekersiniz.



Ancak f değeri düştükçe örneğin f2'de bu mesafe artık bir nokta olacak ve dikkat etmeniz gerekecektir. Sokak fotoğrafçıları genellikle f8-11 aralığını kullandığı için 1.5-2mtr'e netlediklerinde hem öndeki kişi hem arka plan net görünecek ve netlikte büyük bir sorun olmayacaktır.  Ama f2-2.8 gibi diyafram değerlerinde fotoğraf çekiyorsanız vizördeki netleme noktasına dikkat etmeniz gerekecektir.

Bu sorunu da atlattıktan sonra geriye analog çekimin zevkini almak kalıyor. Aşağıda Berlin'de çektiğim fotoğraflardan bir demet sunuyorum. Fotoğraflar ILFORD PAN 400 siyah beyaz film ile çekildi. Sirkeci'de Pamuk Ticaret'te yıkanıp, scanleri yapıldı.



Otelimizin bulunduğu Spittelmarkt şehrin göbeğinde olmasına rağmen oldukça sakin bir böge.

Eşim Spittelmarkt'ta köprüye nazır poz verirken f2.8 ile çektim. Zeiss'in bokehleri şahane.


Checkpoint Charlie Batı Berlin'in çıkış kapısı imiş zamanında.



Dome'dan Berlin görüntüsü
Taş Bloklardan oluşan soykırım anıtı



Bit Pazarından fotoğraflar;






Yeni bir yazıda görüşmek üzere...

31 Mart 2017 Cuma

TRT Arşiv'den Ara Güler Söyleşisi

TRT Arşiv bugün itibariyle Internet'e açıldı. Pek çok TRT programını site üzerinden izlemek mümkün. Bu programlar arasında sanat, edebiyat, sinema, fotoğraf gibi konularda pek çok söyleşi ve belgesel var. Benim de aklıma yararlı bulduğum videoları burada sizlere sunmak geldi.



Bu seriye Sanat Dünyamız 5.Bölüm ile başlayalım. 1986 yılında Doğan Hızlan'ın Ara Güler ile yaptığı röportajı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.  Sırf Ara Güler'in gençliğini görmek için bile seyredilir. İlgiyle dinlenecek ve hala güncelliğini kaybetmemiş bir söyleşi olmuş, pek çok önemli konuya parmak basıyor üstat.

Ara Güler'den inciler

"Eğer ben bir fotoğrafçıysam bakmayı seviyorum demektir."

"Devrimizin bilmeden tarihini yazan adamlarız biz."

"Biz hakiki tarihi yazıyoruz."

"Fotoğrafın sanat olmasından çok daha mühimdir belgesel olması. Sanat olması ikinci derecedir."

"Fotoğrafın sanat olması fotoğraf için büyük bir şeref değildir."

"Küçük yarışmaların olması gençlere makineyi alıp sokağa çıkmayı sağlayacak. Ondan sonra görmesini öğrenecek."


"Fotoğrafçı hazır adamdır. Kovboyun silahını çekmesi gibi bir adamdır fotoğrafçı."

"Fotoğrafta kültür birikimi vardır. Fotoğraf daktilo makinesi gibidir. Evvela diyecek lafın olacak, anlatmak istediğin bir şey olacak, ona da hazır olacaksın ve diyeceğini diyeceksin."

"Sergi açtım, şuradan sekiz tane mansiyon aldım ile fotoğrafçılık olmaz. Bunlar küçük işidir."

"Ben sinema ile başladım. Sinema bir sanattır fakat fotoğraf sanata benzer."

"Ben fotoğrafçı değilim foto muhabiriyim."

İyi seyirler...

http://www.trtarsiv.com/izle/84764/ara-guler-ile-fotografcilik-hakkinda-sohbet 

27 Şubat 2017 Pazartesi

Sadece bir fotoğrafçı değil bir ikon; David Bailey

1938 doğumlu İngiliz fotoğrafçı David Bailey, moda, ünlü portreleri ve reklam fotoğrafları ile bilinir. 1960’larda daha 21 yaşında iken Vogue için çalışmaya başlayan Bailey, sert arka planları ve dramatik aydınlatma yöntemleri ile moda ve stüdyo fotoğrafçılığında yeni bir çağ başlatır.

Fotoğrafları dönemin değişen İngiliz Kültüründen izler taşır. Özellikle Punk kültürünü fotoğraflarında görmek mümkündür.
David Bailey, Fotoğrafçı: Ben Hassett, 2014

Leytonstone’da 1938 yılında doğan Bailey, East Ham’de büyümüştür. Ailesi işçi sınıfından gelen fotoğrafçının okul hayatı pek parlak geçmeyince okuldan ayrılır ve ayakkabı, halı satıcılığı, borçlulardan para toplama gibi sayısız işe girer ve çıkar.

Londra’nın East End bölgesinde sürekli tehlikenin içinde, çete savaşlarının arasında yaşayan Bailey kurtuluşu fotoğrafta bulacaktır. Okulda öğrendiği tek şey olan film yıkama ile annesinin dükkanında fotoğraflarını banyo yapmaya başlayan Bailey böylece fotoğrafçılığa ilk adımını atar.

O günlerle ilgili “17 yaşımda iken Henri Cartier-Bresson’un bir fotoğrafını gördüm, dört kadın Kaşmir Dağına bakıyorlardı. Kadınların kendileri de sıradağ gibiydi. O zamana kadar gerçeküstücülüğün ne olduğunu bilmezdim. Ancak ortada gerçeküstü bir fotoğraf vardı. O an fotoğrafın sadece mekanik bir sistem olmadığını anladım.” diyor sanatçı.

                                     Mick Jagger


Bu dönemde John French (1906-1966)’in asistanı olarak daha profesyonel bir şekilde çalışmaya başlar ve kısa dönemde Vogue’ya geçer. Vogue’daki çalışmalarını da kapsayan Box of pin-ups (1965) ve Goodbye Baby and Amen (1969) adlı iki önemli portre fotoğraflarından oluşan portfolyo kitabı çıkarır.

Kendi de altmışlar İngiliz kültür hareketinin önemli bir parçası olan Bailey, fotoğraflarında toplumsal değişime odaklanır.  Karakteri o kadar ünlenir ki Antonioni'’nin küllt filmi Blow Up (1966)’da David Hemmings tarafından canlandırılan Thomas karakterine ilham kaynağı olur. Jean Shrimpton ile yaşadığı ilişki de “We'll Take Manhattan” adlı televizyon filmine konu olur.  Aneurin Barnard’ın Bailey’i oynadığı filmde Karen Gillan ise büyük aşkı Shrimpton rolündedir.

Jack Nicholson
Grace Coddington anılarında Bailey’den “Çok zayıf ve inanılmaz derecede çekiciydi. O zamanın Beatles’ından bile daha iyi görünüyordu.” diye bahseder. “Swinging Sixties” denilen dönemin, yani altmışlar Londrasının pop ikonu olmayı başaran tek fotoğrafçısıdır Bailey.

Çalışmaktan en çok keyif aldığı iki model olarak Kate Moss ve Shrimpton’ı gösteren Bailey “Onlardaki büyüyü başka kimsede göremedim. Çok daha güzel kadınlarla çalıştıysam da bu ikisi kadar fotojenik model tanımadım. Işık ya da teknikle ilgisi yok, kendilerine has bir büyüleri var.” diyor. Yaklaşık otuz yıldır moda çekimi yapmamasını ise “Bir yerden sonra tekrara giriyor. Başka bir güzel kadın çekeyim gibi bir döngüye giriyorsun ve yaptığın şey sıkıcı ve sıradan oluyor.” diye açıklıyor.

Dört kez evlenen Bailey, özel yaşamı ile de çok konuşulan bir figür olmuştur. 22 yaşında iken ilk eşi Rosemary Bramble’ı model sevgilisi Jean Shrimpton için bırakır. 1965’de Playboy için çıplak çekimlerini yaptığı ünlü Fransız aktrist Catherine Deneuve ile ikinci evliliğini yapar. 1975’de Marie Helvin ile evlenir ve bu evlilik 1982’e kadar sürer. dört yıl sonra ise yine bir model olan Catherine Dyer ile evlenir. Kadın 25, Bailey ise 48 yaşındadır. Özel hayatı ile ilgili yaşamı boyunca çok sıkıştırılan Bailey “Catherine yaşamımı değiştirdi, yani şu anki Catherine önceki değil” diyor.     

Fotoğraf ve görsel sanatlara yapıtları ile katkı sunan Bailey, yarım asırlık fotoğraf geçmişinde sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, yönetmenler, oyuncular ve modeller gibi ünlü kişiliklerin dışında hem Londra’nın arka mahallelerinden, hem de Afrika, Yeni Gine, Avustralya, Delhi gibi bölgelerde çektiği portrelerle de bilinir.  

                                 Kate Moss

“Ben kadınları çekmeyi seviyorum kıyafetleri değil” diyen Bailey, portreleri hakkında şöyle diyor “Beraber yarattık. Bir portreyi tek başınıza yapamazsınız, her zaman modellerime fotoğrafçının ben değil onlar olduğunu söylerim. Benim için önemli olan insandır. Hiç bir zaman ağaçlar ya da dağlarla ilgilenmedim. Ansel Adams’ın büyük bir hayranıyım ama işleri beni cezbetmiyor. Bakınca insan başka bir ağaç işte diyor sadece.”  

Sanatın okullarda öğretilemeyeceğini ve insanın içinde olan bir yetenek olduğunu savunan sanatçı portre çekerken kendisini bir fahişeye benzetiyor. “Modelim kadın ya da erkek olsun fark etmez. Onunla geçirdiğimiz iki, üç saat boyunca o hayatımın merkezinde olur ve birbirimize aşık oluruz. Tabii ki seks yaratıcılığımı arttırıyor.” der.   

Bailey’in portre tutkusu son olarak şimdiye kadar açtığı en büyük sergi olan, 2014 yılında açılan National Portrait Gallery’deki “Bailey’s Stardust” oldu. 250’yi aşkın dev boyutlardaki portreler ile yakın geçmiş insanına ayna tutan Bailey, Shrimpton, Jagger, Lennon & McCartney gibi kült isimlerle yaptığı çalışmalar ile adeta geçmişin DNA’sını gözler önüne serdi.

Bailey, sadece bir fotoğrafçı olarak değil idolü Picasso gibi yaratıcı bir sanatçı olarak anılmak istiyor. “Fotoğraf benim için hiç bir zaman önemli olmadı, önemli olan onunla neler yapabildiğimdi” diyor. Bu yüzden çeşitli filmler çeken ve resimleriyle sergiler açan Bailey bu alanlarda fotoğraftaki kadar ses getirmeyi başaran işler üretememiştir.

Pop kültürünü şekillendiren isimlerden biri olan Bailey bir fotoğrafçının ötesinde bir kültür ikonu olarak yaşamaya ve üretmeye devam ediyor.

Fotoğraflar:
http://www.davidbaileyphotography.com/
http://www.npg.org.uk/collections/search/person/mp05044/david-bailey

9 Şubat 2017 Perşembe

Canon EOS M5 İnceleme Videosu

Daha önce incelemesini şurada yaptığım Canon EOS M5'in video incelemesini de hazırladım. Videonun sonunda Kapadokya'da çektiğim örnek fotoğrafları da görebilirsiniz.

31 Ocak 2017 Salı

Canon'dan Aynasız Kamera Atağı: Canon EOS M5

Fotoğraf Makinesi deyince ilk akla gelen firmalardan Canon aynasız sistemlerdeki son atağını Canon EOS M5 ile yapıyor. Canon Türkiye daha kamerayı satışa sunmadan örnek halini göndererek test etme şansı verdi. Öncelikle Mert Gündoğdu'ya bu jesti için teşekkür ederim.

En son M3’ü de denemiş biri olarak M5’in ciddi kullanıcılar için tasarlanmış başarılı bir makine olduğunu en baştan belirtmem gerekir.



EOS M5 24.2 megapixel, Digic 7 processor’e sahip APS-C sensör ile geliyor. Aslına bakarsak kendisi için Canon EOS 80D’nin aynası çıkarılıp ufaltılmış minyatür bir versiyonu diyebiliriz. APS-C sensörün 1.6 çarpana sahip olduğunu aklımızın bir köşesinde tutalım. Yani EOS M5 pek çok crop sensörlü DSLR ile aynı sensör boyutuna sahip.

Diğer ilginç özellikler arasında Çift Piksel CMOS AF ve 7fps'ye kadar çekim hızını sayabiliriz. Full HD video kaydedebilen kamerada Canon 4K’yı es geçmiş. WiFi ve NFC dahili olarak kullanılabiliyor. Canon EOS M serisi kameraların kendi lens mount’ı (EF-M) var, ancak herhangi bir Canon EF lensini EOS M çeviricisi ile kullanmak mümkün.

Türkiye resmi satış fiyatları henüz açıklanmadı ancak makineyi almak isteyenlere Canon üç seçenek sunuyor. Sadece Body, EF-M 15-45mm f/3.5-6.3 IS STM lens ve  EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM lens ile birlikte makineye sahip olabilirsiniz.

Ben özellikle Canon’dan hem Kapadokya gezimde daha rahat çekim yapabilmem, hem de lensin kalitesini merak ettiğim için 18-150mm lensini istedim. Yazının sonuna doğru ona da ufak bir değerlendirme yapacağım.



Kullanım Kolaylığı

Öncelikle dışarıdan bakılınca EOS M5 hatları yumuşatılmış ufak bir DSLR görüntüsünde. Retro görünüm sevenler için piyasada tabii ki daha şık makineler var ancak EOS M5’in de şık bir tasarımı olduğu aşikar. Ufak makinelerin en büyük sıkıntısı olan ele oturma problemi EOS M5’in gripi ile aşılmış, tek elle rahat bir şekilde makineyi kavrayabiliyorsunuz.

Makinenin üst tarafında pek çok ayar ve teker bulunuyor. Soldaki ana tekerden klasik bir DSLR’daki A,P,S,M gibi modların yanında scene ve video gibi farklı modlara kolayca geçiş yapılabiliyor. Bu mod tekerinin hemen altına on/off düğmesi konulmuş.

Sağ tarafa geçtiğimizde Poz telafisi tekeri görüyoruz ve +3/-3 poz telafisi yapmamızı sağlıyor. Pek çok farklı ortamda poz telafisi sıkça başvurduğumuz bir yöntem ve özellikle aynasız kameralarda bu şekilde kolayca ulaşılabilir olmasını çok beğeniyorum.



Shutter(çekim) tuşunun hemen altında gene bir teker var ve arkasında da başka bir teker bulunuyor. Böylece hem öndeki hem arkadaki tekeri kullanarak DSLR benzeri bir rahatlık sağlanmış. Mod’a göre bu tekerlerin görevi farklı oluyor. Sürekli mod değiştiriyorsanız biraz kafanızı karıştırabilir bu durum. Ancak zaten DSLR kullanıcısı iseniz size doğal gelecektir. Arkadaki tekerin üstündeki tuşa basarak da ISO ve Beyaz dengesi ayarlarını bu teker üzerinden kontrol etmek mümkün. Bu da hoş bir ek özellik olmuş.

Gene üst tarafta iki ayrı tuş daha var bunlardan biri kameranın üstündeki flaşı açarken diğeri f tuşu olarak istediğiniz şekilde ayarlanıyor.

Kameranın arkasına geldiğimizde ise bizi 3 inch’lik dokunmatik ekran karşılıyor. Canon bu dokunmatik işini iyice çözdü gözlemlediğim kadarıyla. Ekran hareket edebiliyor ve hatta tam olarak ters dönebiliyor. Bu durum anladığım kadarı ile elde tutup selfie(özçekim) çekmek için düşünülmüş. Hatta bu şekilde elde V-Log da çekebilirsiniz ancak Tripoda koyduğunuz anda bunun yanlış bir karar olduğunu anlıyorsunuz. V-Logger’lar için yana ya da üst tarafa açılabilen bir ekran yapılabilirmiş. Tabi gene de illa ekrana bağlı değilsiniz cep telefonunuzu ya da tabletinizi kameraya bağlayarak kendinizi görme şansınız hala var.

Ekranın hemen yanında artık standart olmuş dört yönlü tuşlarımız bir teker ile çevrelenmiş. ISO, Manuel Focus, Flaş gibi ayarlar buradan yapılabilirken ortadaki q tuşuna basınca da temel ayarları değiştirebildiğimiz kolay menüye giriyoruz. Bu arada menüden bu tuşların işlevlerini istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

Bu tekerin hemen üstünde ekran ve playback ayarlarını değiştirebildiğimiz info tuşu ve yanında da video kaydını almak için kullandığımız rec tuşu var. Benim patlıcan parmaklarımdan mıdır nedir bilemiyorum ama kamerayı elime aldığım pek çok anda yanlışlıkla bu rec tuşuna bastığımı gördüm. Bu tuş keşke üst tarafa konulsa ya da yerine daha sert bir tuş yapılsa daha iyi olurdu belki de. Son olarak bu tuşların üstünde bulunan son iki tuş da default olarak Pozlama kilidi ve AF noktası seçmek için kullanılıyor.

AF seçimi için bu tuşa basmak yerine LCD’i kullanmak çok daha kolay bir yol olacaktır. LCD’de dilediğiniz noktaya basıp netleme alabildiğiniz gibi menüden ayarı açarsanız direkt LCD’ye basıp fotoğraf çekmeniz de mümkün oluyor. Böylece kameraya cep telefonuymuş gibi davranabiliyoruz. Ben kameranın yerinde olsam bu durumda tavır yapardım :)

Menüde bulunan Touch and drag AF settings de ilginç bir özellik. Bu özelliği açtığınızda gözünüz elektronik vizörde iken LCD’ye dokunarak AF noktası belirleyebiliyorsunuz. Bunun için tüm LCD’yi kullanabildiğiniz gibi sadece sağ tarafı kullan gibi ayarlar da yapabiliyorsunuz. Gerçekten çok işe yarar bir katkı olmuş.



Elektronik Vizör

Yeri gelmişken elektronik vizörden de bahsedelim. Önceki M serilerinde elektronik vizör ek olarak flaş kızağına takılıyor hem kameranın şeklini değiştiriyor hem de fazladan masraf yaratıyordu. Bu sefer Canon sonunda EVF’yi kameranın gövdesine almış. Böylece özellikle DSLR’dan gelecek kullanıcılarını da mutlu edecektir. EOS M5’in oldukça geniş, temiz, başarılı, lag(gecikme) hissettirmeyen bir vizörü var. Aklınızda bulundurmanız gereken EVF’deki görüntülerde saturasyon biraz daha fazla o yüzden LCD’ye baktığınızda renkler biraz daha cansız görünecektir. Ama zaten son görüntünün ne olduğu bilgisayara atılmadan hiç bir kamerada tam olarak bilinemez. O yüzden siz yine de ne LCD’lere ne de vizörlere bu konuda çok güvenmeyin.

Pop Up Flash

Kameranın üstündeki minik flaş 18-150 gibi büyük lenslerde tabii ki yetersiz kalıyor. Bu pop up flaşlar zaten günü kurtarmak için yapılmıştır. Bu nedenle tele gibi lenslerde alt tarafın gölgede kalmasına neden olurlar ama ufak prime lenslerde böyle bir problem ile karşılaşmazsınız.

Bağlantı

Wi-Fi, NFC ve bluetooth ile kamerayı akıllı telefonlara ve tabletlere bağlamak mümkün. Ben en kolay yolun NFC olduğunu düşünüyorum. Direkt telefonu kameranın altına dokundurunca hem telefon canon’un kamera programını açıp bağlanıyor hem de kamera fotoğraf yollama moduna geçiyor.



Lens Mount

Daha önce değindiğim gibi Canon M serisinin lens bağlantı sistemi kendine özel. M mount dediğimiz bu sistem ile lensler daha ufak üretilebiliyor. 18-150 gibi bir lens bile hem ufak hem hafif ve günlük olarak çantamda taşımak bel fıtığım olmasına rağmen hiç problem olmadı. Ancak M mount lenslerde çeşit pek yok. Bu biraz da bana kalırsa önceki M modellerinin sıkıntılarından dolayı oldu. Ancak M serisinin en büyük artısı EF lensleri de bir çevirici ile AF özelliğinden de faydalanarak kullanabilme lüksü. Böylece zaten halihazırda bir Canon setiniz var ise elinizdeki lenslerinizi rahat bir şekilde EOS M5 ile de kullanabilirsiniz. Ancak tabi bu durumda DSLR için üretilmiş ağır ve hantal lensler aynasız sistemin hafiflik ve küçüklükden kaynaklanan rahatlığını ortadan kaldırıyor. Tabi gene 40mm gibi pancake EF lensler sıkıntısız bir şekilde M sisteminde kullanılabilir.

Otomatik Netleme

EOS M5’in netleme sistemi gözle görülür bir şekilde iyileştirilmiş. Hemen hemen her durumda başarılı bir şekilde otomatik netleme sağlanıyor. Ancak denemesem de okuduklarıma göre özellikle EF lenslerde netleme hızında özellikle karanlık ortamlarda bir düşüş oluyormuş. AF servo özelliği de oldukça iyi bir şekilde çalışıyor. Ancak gene de tüm aynasız sistemler için dediğim gibi Ornifoto, spor çekimleri gibi yüksek hız ve doğruluk isteyen durumlarda DSLR tercih etmekte yarar var. Ne kadar aralarındaki fark azalmış olsa da DSLR’lar hala bu tür yüksek hız isteyen alanlarda daha başarılı.
Ancak çok da yermeye gerek yok gezi, sokak, günlük kullanımda AF hızı ve doğruluğu sizi tatmin edecektir.



Görüntü Kalitesi

Aslında bir kameranın en büyük başarısı benim için görüntü kalitesidir. EOS M5 abisi 80D’den gelen gücü sayesinde görüntü kalitesinde kullanıcının yüzünü güldürüyor. Kameradan çıkan JPEG görüntülerde bile detaylar oldukça iyi. Tabi Raw’larla uğraştığınızda asıl gücünü kullanıyorsunuz ve daha çok detay ve renk alabiliyorsunuz.

Sarsıntı Önleme

Kameranın ilginç özelliklerinden biri de dijital 5 yönlü sarsıntı önleme teknolojisi. Yani kamera sensöre hareket vererek değil içindeki yazılım ile sarsıntı önlemeyi başarıyor. Ayrıca IS özelliği bulunan lensler sayesinde hem lensten hem bu teknolojiden faydalanarak sarsıntı önleme teknolojisini kullanabiliyoruz. Bu da düşük enstantane değerlerinde bile net fotoğraflar çekmemizi sağlıyor.

ISO Performansı

APS-C sensöre sahip çarpanlı dediğimiz makinelerde benim psikolojik sınırım 3200 ISO.  ISO 100 and ISO 25600 arası değerleri kamerada kullanmak mümkün. EOS M5 800 ISO’ya kadar çok başarılı, 1600 ve 3200 ISO’da da kullanılabilir bir detay sunuyor ancak sonrasında tabi ki kalite dramatik bir şekilde iniyor. Gene de 6400 ISO’da da çekimler yaptım ve memnun kaldım. Ancak ISO 12800 - ISO 25600 arasını ancak çok acil, kalitenin önemli olmadığı durumlarda kullanmak lazım. İşin garibi kameranın gürültü düzeltmesi o kadar iyi ki çıkan jpeg görüntüdeki başarıyı Lightroom’da tekrar Raw’da almak zaman alıyor.

Pil Ömrü

Aynasız kameraların DSLR’lara göre başka bir eksi puanı da pil oluyor. Aynasızların ufak pilleri DSLR’ların pilleri ile normal olarak yarışamıyor. EOS M5 pil ömrü M3’e göre iyileştirilmiş. Normal modda yaklaşık 250-300 arası RAW+JPEG fotoğraf çekebiliyorsunuz. Ayrıca menüden EKO Mod’u açarsanız 400 civarını zorlayabilirsiniz. Yalnız pil uzun süre dolu görünüp birden kırmızıya düşüyor. Bu yüzden planınızı doğru yapmalı ya da en kolayı yanınıza bir yedek pil almalısınız. İlginç bir nokta da makine üzerindeki usb girişi sadece dosya aktarmak için var ancak buradan pili şarj edemiyorsunuz. Oysa artık neredeyse tüm makineler usb’lerden şarj oluyor Canon niye bu kolaylığı göz ardı etmiş bilemedim. Çeşitli yabancı forumlarda okuduğum kadarıyla nedense M serisi bu şekilde şarjı hiç desteklememiş.


Son Söz

Canon EOS M5’i sevmek için pek çok neden var. Öncelikle görüntü kalitesi çok iyi, dokunmatik LCD, Elektronik vizör, pek çok ayarı rahatlıkla yapmanızı sağlayan dizayn başarılı. Ufak eksikleri mutlaka ki var ancak şimdiye kadar Canon’un geliştirdiği en iyi aynasız tartışmasız EOS M5. Piyasada belki tipinden belki lens çeşitinden dolayı tercih edebileceğiniz güçlü markalar var ancak Canon’un kullanıcısı özellikle Canon’u istiyor. Zaten Halihazırda Canon lens çeşidiniz elinizin altında ise hem günlük kullanımda yanınızda kit lens ile hem de profesyonel çekimlerde ikinci bir makine olarak EF lensler ile kullanabileceğiniz tek seçeneğininz EOS M5 olacaktır.

Canon’un tek bir şanssızlığı var. Önceki modellerde kullanıcıları tam olarak kazanamadığı için kafalarda soru işaretleri var. Özellikle bana pek çok arkadaşım beğenip beğenmediğimi özelden yazmamı istediler. Yani blog yazılarına da bu kadar güveniliyor demek ki. Özelden yazabileceğim her problemi burada anlattığım düşünüyorum. Bana EOS M5 almayı düşünür müsün derseniz eğer 5D Mark II ve lens setimi satmamş olsam kesinlikle düşünürdüm derdim. Şu anda elimdeki kameralar beni yeterince tatmin ettiğinden, hatta gerektiğinden fazla kameraya sahip olduğumdan yeni bir kameraya yatırım yapmayı pek düşünmüyorum, ama düşünsem tabi ki EOS M5 de listede olurdu.





http://www.canon.com.tr/cameras/eos-m5/specifications/

EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM

Beni bilenler bilir, sokak fotoğrafı çekmeyi severim ve genelde 35mm aralığında prime lensler kullanırım. 24-105 L ve 24-70 L de uzun süre kullanmış biriyim. Ancak prime lensler bana gerçekten fotoğraf çekme hazzı verir. M serisi için çıkartılan EF-M 18-150mm f/3.5-6.3 IS STM
tam bir gezi, tatil lensi. gerek geniş açı gerekse tele olarak neredeyse herşeyin fotoğrafını çekmenize olanak veriyor. Tek bir lens alayım lens tak çıkar derdinden kurtulayım diyorsanız tam aradığınız seçenek. Görüntü kalitesi genel olarak iyi. Gezi fotoğrafçıları için tatmin edici. Ancak tabi etraf kararmaya başlayınca ISO’ya yüklenmeniz gerekiyor bu da görüntü kalitenizi normal olarak düşürüyor. Buraya koyduğum tüm örnek fotoğrafları bu lens ile çektim. Genel olarak beni tatmin etti. Dediğim gibi ben prime lensin bana verdiği kısıtlayıcılığı seven biri olarak böyle çok geniş bir alanda çalışmamı sağlayan lenslerde ne yapacağımı şaşırıyorum. Onu mu çeksem bunu mu çeksem dur zoom yapayı orada bir detay gördüm derken görüntüyü kaçırıyorum bazen. Zoom lens sevenler için özellikle bu kadar geniş bir aralıkta çalışmasına rağmen gene de ufak ve hafif olan bu lensi önerebilirim.

Çektiğim Örnek Fotoğraflar

ISO - 320 Shutter - 1/60 Aperture - F 8.00 FocalLength - 18 mm
ISO - 200 Shutter - 1/25 Aperture - F 8.00 FocalLength - 115 mm



ISO - 200 Shutter - 1/800 Aperture - F 8.00 FocalLength - 32 mm

ISO - 200 Shutter - 1/1250 Aperture - F 8.00 FocalLength - 18 mm

ISO - 200 Shutter - 1/1000 Aperture - F 6.30 FocalLength - 84 mm

ISO - 200 Shutter - 1/500 Aperture - F 6.30 FocalLength - 150 mm

ISO - 2500 Shutter - 1/80 Aperture - F 6.30 FocalLength - 52 mm

Alttaki üç örneği aynı yerden zoom yaparak çektim. 

ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 18 mm 
ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 52 mm



ISO - 200 Shutter - 1/160 Aperture - F 16.00 FocalLength - 150 mm 
ISO - 250 Shutter - 5sn Aperture - F 25.00 FocalLength - 47 mm

ISO - 800 Shutter - 1/160 Aperture - F 8.00 FocalLength - 68 mm